yabancı dilde eğitim

Bir önceki yazımda Türk eğitimine nasıl kilit vurulduğundan söz etmiştim.(*) Türk eğitiminin üzerinde 50 yıldır oynanan oyunların ne olduğunu, bu oyunların kimin eliyle gerçekleştiğini ve eğitimizin nereden nereye götürüldüğünü açıklamıştık. (Bkz. Vatanbir Dergisi 6. Sayı) Bu oyunların en büyüğü, en tehlikelisi yabancı dilde eğitimdir. Bu oyunla konular Türk öğrencisine, Türk öğretmenler tarafından İngilizce olarak anlatılacaktır. Üstelik zorunludur. Kılıçla, silahla, işgalle yapılamayan sömürgeleştirme bu biçimde yerine getirilecektir.

Yabancı dille eğitimin yararlı olduğu yıllardır savunulmaktadır. Sözde aydınlar, basın-yayın sürekli bunun iyi olduğunu anlatmışlar, milletimizi uyutmuşlardır. Yalnız, 50 yıldır gelinen nokta gösteriyor ki bu anlayışın hiçbir yararı olmamıştır. Araştırmaya gerek yok. Dönün bakın çevrenize… İnsanımız, eğitimimiz, kültürümüz nerelere gelmiş? Ulusallaşmaktan söz eden, en büyük zaferin Milli Eğitim işlerinde kazanılacak zafer olduğunu ve bir milletin gerçek kurtuluşunun ancak bu yolla olacağını(1) söyleyen Ulu Önder’in yaptıklarının, düşündüklerinin üzerinin bir bir örtülmesinde yazık ki Türk eğitimi de büyük çoğunlukla payını almıştır.

 

Yabancı dille eğitim görme hevesine kapılanlar, bunun yararlı olduğunu düşünenler alanlarındaki konuları anlayamadıkları gibi, yabancı dil de öğrenememişlerdir. Yabancı dili, matematik gibi, fizik gibi, kimya gibi öğrenciye güç gelen derslerle aynı anda öğretmek saçmalıktır. Konuyu öğrenmeye mi uğraşılsın, yabancı dildeki sözcükler ve dilbilgisi kuralları mı hatırlansın? Oysa hiçbir ülkede, eğitim anadilin dışında herhangi bir dilde verilmez. Çünkü anne karnında sosyal öğrenme yoluyla dilini öğrenen çocuk için yabancı dilde konuşmak ve öğrenim görmek daha zordur. Bizim ülkemizde uygulanan yöntemle birkaç nesil feda edilmiştir. Bu nesillerin üzerine de bu nesillerin yetiştirdiği bireyler topluma katılmışlardır. Yabancı dil bilmek, anadiline çevirebilmek demektir.Türkçesini bilmediği için, Türkçenin dilbilgisi kurallarını çok iyi bilmediği için bu çevirme işlemini yapamayan birey, söylendiği gibi “iki insan” olmaz, kendi benliğini de yitirmiş olur.(2) Yabancı dille eğitimin yanında misyonerlik görevi verilen okullarımıza bir de hazırlık sınıfı koyulmuş, birkaç yıllık israf da ihanetin bir başka boyutunu oluşturmuştur. “Bir yıl boyunca yabancı dil öğretilecek” diye, çocuklarımız kendi alanlarından uzaklaştırılmış, bu yüzden çocuklarımızda yabancı dil özentiliği yaratılmıştır. Bu sınıflarda okutulan kitaplar da İngiltere ve Amerika’dan getirtilmiştir. Bu, o ülkeler için hem ticaret pazarı olmuş hem de onların kültürü yok ederek sömürgeleştirme isteğine çanak tutmuştur. Türkçe yine ikinci plana itilmiş, Türkçocukları kendi ülkesinde yabancı duruma düşürülmüştür.

Oktay Sinanoğlu, yabancı dilde eğitimi şöyle özetliyor: Kendi tarihini, dilini,edebiyatını, kimliğini bilmemeyi bir yılışık özentilik, bir taklitçilik, bir acenta kafalılık içinde kıvranmayı marifet sayan bir toplum yaratılmıştır. Bu ihanet sistemindeki okullara girebilmek için kıvranan veli ve öğrenciler, dershane kavramını yaratılmasına neden olmuşlar ve bu şekilde çarpık bir düzen oluşturmuşlardır. Bizim milletimiz, kendi kendini tarihten silecek bir soykırım, kültür kırım harekâtına neden kendi parasını harcıyor? (3)Oktay Sinanoğlu’nun dediği gibi kendi isteğimizle Türkçenin, benliğimizin, kültürümüzün, ülkemizin kuyusunu kazıyoruz hem de dört elle.

50 yıldır yabancı dilde eğitim yönteminin yararsız olduğunu söylemiştim şimdi birkaç örnek vereyim. Askerli Liselerde 1974-1990 yılları arasında yabancı dille eğitim uygulaması yapılmış, verimsiz olduğu için Türkçe eğitime dönülmüştür. “Anadolu Liselerinde Uygulanan Yabancı Dille Öğretim Programlarının Değerlendirilmesi” başlıklı araştırma, çarpıcı gerçeği çok yalın biçimde ortaya koymaktadır.

Araştırmaya göre ”Anadolu Lisesi öğrencilerinin yüzde 82.4′ü fen grubu derslerini İngilizce yerine Türkçe okumayı tercih etmektedir. Yine, öğrencilerin yüzde 83.9′u İngilizce öğretimde konuların iyi öğrenilmediğini, yüzde 81.91′i de yabancı dille öğretimin öğrencileri ezberciliğe yönelttiğini” söylemektedir. (4) Bu iki örnek de yabancı dille eğitimin yarasız olduğunun anlaşıldığını gösteriyor. Anlaşıldı da, “Milli Eğitim” yabancı danışmanlara teslim edildiği için bu yanlış düzeltileceğine, ana okullara kadar indirilmiştir. Ulusal dil, bağımsız bir devletin temelidir. Bayrak, bir devletin namusuysa, simgesiyse Türkçe de ses bayrağımız olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin namusudur. Bayrak yere düşürülemez. Geleceğimizin yaratıcısı olan gençlerimiz yabancı dile, yabancı dil ve kültür özentiliğine bırakılamaz. Sevr dayatmasını yapan güçlerle, sözde soykırımı onaylatmak isteyen karanlık kişilerle yabancı dil eğitim dayatmasını yapanlar aynıdır. Uyanıp, geçmişimizden aldığımız bayrağı, geleceğe şahlandırmalıyız.

Öğrencilerimiz bilimi en iyi biçimde öğrenmelidir. Bilimsel çalışmalarda, derste gördüğü her konuda, genel kültürde, tarihte araştırma yapmalı, gerçekleri özümseyerek bulabilmelidir. Bilim öğrenerek tüketim bireyinden üreten bireye geçebilmelidir. Yabancı dil öğrenmelidir, kendini geliştirmelidir. Seçtiği uğraş alanına göre işine yarayacak yabancı dili/ dilleri öğrenmelidir. Bilimi öğrenirken ulusal değerlerini de unutmamalıdır. Uzun yıllardır bilim adamı yetiştiremememizin nedenlerine bakılmalıdır. Ulusal değerlerimize yüz çevirmemiz sonucunda eğitimimizi onlara teslim etmişiz. 3 Mart 1924 yılında yürürlüğe giren Tevhid-i Tedrisat yani eğitim birliği yasası çiğnenmiş, açılan kolejler, Anadolu Liseleri, Süper Liseler ve buralardaki hazırlık sınıfları ile yabancı dilde eğitim yapılması, eğitimde ikiliğe yol açmıştır. Zamanla eğitimi ve öğrencileri bölenler, sonradan vekil, sözleşmeli, uzman, başöğretmen adı altında öğretmenleri böldüler. Hiçbir şey düşünemeyen, gereksiz bilgiler ve yabancı özentiliğine boğulmuş, tarihini bilmeyen, hedefi olmayan, iki sözcüğü bir araya getiremeyen öğrenciler yaratıldı. Onların ardından öğretmenlerimiz geçim sıkıntısına, yasal hak sıkıntısına mahkûm edildi. Masa başı memurmuş gibi uğraşlara boğuldu. Adının başına sıfat istemediği halde yalnızca öğretmen olmak isteyen öğretmenlerimize atamayla korkutularak adına sıfatlar verildi, bir kısmı da diploması olduğu halde yıllarca görevine başlayamadı. Yeter ki Türk çocuğu, Türk öğretmeni ülkede ne olup bitiyor göremesin, düşünemesin, kafası sürekli bir şeylerle meşgul olsun, araştırma vakti bile olmasın. Türk genci yabancı özentilikle ulusal değerlerinden uzaklaşsın, atasını, tarihini, dilini, kültürünü bilmesin, kendisine hedef koyup kendini geliştiremesin.

Türk çocuğu, Türk milleti yukarıda sözünü ettiğim yanlışların düzeltilmesi için elini taşın altına sokmalıdır. Seçtiği, seçeceği kişilerden bunları istemelidir. Sesini yükseltmelidir. Yüksek kültürümüzün ve yüce soyumuzun onurunu zedeleyen yöntemlere son verilmesi için sonuna dek mücadele etmelidir. Türkçeye yapılan, Türk eğitimine yapılan ayıbı, ihaneti unutmamalı, gereken her çözümü uygulamaya koymalıdır. “Türk tarihi, Türk atası, Türk kültürü ve Türk dili” varlığıyla, kişi varlığının üzerindedir. Dedim ki: Mücadele sırası “BEN” de…

“Türk demek, Türkçe demektir.”

Şahin Durmuş

“Yabancı devletlerin koruyuculuğunu ve bağışını istemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlük ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir. Onların kültürünü yaşamaya çalışmak da acizliğin, aşağılık duygusunun göstergesidir. Saygınlık ve onuru, yetenekleri yüksek ve büyük olan Türk ulusu böylesine tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.”

Mustafa Kemal Atatürk

(1) 27. 10. 1922, Bursa, Atatürk’ün Öğretmenlere yaptığı konuşma.
(2) Sinanoğlu Oktay, Bye Bye Türkçe, s. 86, Otopsi Yayınları, 2006
(3) Sinanoğlu Oktay, a.g.e., s.136-137, 2006
(4) Erman Çiğdem, Yabancı Dil mi Ana dil mi, Ankara 2008

Kaynak:http://www.cokbilgi.com