>

Ayaktopu Terimleri Türkçe Karşılıklar Kılavuzu

  Ayaktopu Terimleri Türkçe Karşılıklar Kılavuzu-Yunus Yeniçeri/ext/belgeler_v_e.swf">                      

MESNEVİ 'DEN

Bir gün, bir bilge, kendi türleriyle uçmayı reddeden  iki ayrı cins kuşa rastlar yol kenarında... Hayli merak eder bu iki farklı yaratığın nasıl olup da kendi aileleriyle, ait oldukları yerlerde yaşamak istemediklerini nasıl olup da bir 'yabancı'yı kendi kardeşlerine yeğlediklerini.Biri karga,biri leylek... O kadar farklıdır ki kuşlar ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine Öyle ya , karga dediğin kargalarla uçmalıdır,leylek dediğinse leyleklerle... Yaklaşır merakla izler kuşları. Ta ki her ikisininde topal olduğunu keşfedinceye kadar.O zaman anlar ki, birlikte kaçar birlikte uçar, birlikte yaşar beklenenlerin yanında tutunamayanlar...O zaman anlar ki sahip  oldukları değil, sahip olamadıklarıdır kimilerini birbirine yakın kılan... Topal kuşlar birbirlerinin arızalarını bilir ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine...! Hz. Mevlana (Mesnevi 'den alıntı)    Topal kuşlar birbirlerini bulurlarda bulmasına nereye kaçabilirler ne kadar uzağa? ilk bakışta sanılabilir ki aslında her yere gidebilirler... Benzerlerinden uzak olmak kaydıyla...   ...

Hüseyin Nihal Atsız-Ruh Adam

“Ruh Adam”, Türk edebiyatında pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihi romanlarını okumuş olanlar, tarihi bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır. Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamanın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatıdır. Tabiatüstü olaylarla anlatılan bir hayat hikayesinin, dikkatle bakıldığı zaman, gerçeklerin sembollerle çerçevelenmiş ifadesinden başka bir şey olmadığı görülecektir. “Ruh Adam”, kendi nefsi ile mücadele eden bir insanın macerasıdır. Edebi-ruhi tahlilini yapanlar, eserin hakikaten bir roman mı, yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğunu kestirmekte hayli tereddüde düşeceklerdir. Basım Yayın Meslek Birliği'nin şikayeti üzerine bu kitabın yayımı kaldırılmıştır.         ...

Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ÖZBAY | TÜRKÇE'NİN MATEMATİĞİ

  Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ÖZBAY | TÜRKÇE'NİN MATEMATİĞİ   Victor Hugo şiirlerini 40.000 kelime ile yazdı.Türkçe’yi en zengin kullananlardan Yaşar Kemal’in romanları 3.500 kelimeyi geçmez” görüşü çok yaygındır. Bu görüş haklıdır zira Türkçe’nin Fransızca’ya oranla daha az sözcük içerdiği doğrudur. İngilizce’ye, Almanca’ya, İspanyolca’ya oranla da daha az sözcük içeriyor olması gerekir. Ne var ki bu Türkçe’nin daha yetersiz bir dil olduğu anlamına gelmez! çünkü Türkçe az sözcük ile çok şey anlatabilen bir dildir ! Daha fazla sözcük içerse bunun kimseye zararı dokunmaz ancak, gereği yoktur.   Başka bir dilden Türkçe’ye çeviri yapan herkes sözlüğü açtığında, aralarında minik anlam farkları olan bir çok sözcüğün Türkçe karşılığında çoğu zaman aynı kelimeyi okur. Bu, ilk bakışta bir eksiklik gibi görünebilir, oysa öyle değildir. Çünkü yukarıda adı geçen diller kelimelerin statik olan anlamlarını öğrenmeye, Türkçe ise bu anlamları bulup çıkarmaya, yani dinamik anlamlandırmaya dayalıdır. Türkçe’de anlamları sözlükteki tanımlar değil, kelimelerin cümle içindeki konumları belirler. Tam bu noktada, Türkçe’nin, referans olmak üzere sadece gerektiği kadarı sözlüklere alınmış, sonsuz sayıda kelime içerdiği bile öne sürülebilir.   İngilizce-Türkçe sözlükte “sick”, “ill” ve “patient”ın karşısında hep “hasta” yazar. Bu bağlamda ingilizce’nin &u...

Doğru Kullanımlar

  Yanlış Yazım        Doğru Yazım Acaip                            Acayip Adele                            Adale Aferim                          Aferin Ahpap                           Ahbap Aliminyum                   Alüminyum And                                Ant Ahçı                               Aşçı Atelye                           Atölye    Birşey                           Bir Şey  Barsak                         Bağırsak Priket                      &nbs...

İş Yerime El dilinde İsim Vermem.

document.write("");

Yabancı Dille Eğitim İhaneti

  Yabancı Dille Eğitim İhaneti Bir önceki yazımda Türk eğitimine nasıl kilit vurulduğundan söz etmiştim.(*) Türk eğitiminin üzerinde 50 yıldır oynanan oyunların ne olduğunu, bu oyunların kimin eliyle gerçekleştiğini ve eğitimizin nereden nereye götürüldüğünü açıklamıştık. (Bkz. Vatanbir Dergisi 6. Sayı) Bu oyunların en büyüğü, en tehlikelisi yabancı dilde eğitimdir. Bu oyunla konular Türk öğrencisine, Türk öğretmenler tarafından İngilizce olarak anlatılacaktır. Üstelik zorunludur. Kılıçla, silahla, işgalle yapılamayan sömürgeleştirme bu biçimde yerine getirilecektir. Yabancı dille eğitimin yararlı olduğu yıllardır savunulmaktadır. Sözde aydınlar, basın-yayın sürekli bunun iyi olduğunu anlatmışlar, milletimizi uyutmuşlardır. Yalnız, 50 yıldır gelinen nokta gösteriyor ki bu anlayışın hiçbir yararı olmamıştır. Araştırmaya gerek yok. Dönün bakın çevrenize… İnsanımız, eğitimimiz, kültürümüz nerelere gelmiş? Ulusallaşmaktan söz eden, en büyük zaferin Milli Eğitim işlerinde kazanılacak zafer olduğunu ve bir milletin gerçek kurtuluşunun ancak bu yolla olacağını(1) söyleyen Ulu Önder’in yaptıklarının, düşündüklerinin üzerinin bir bir örtülmesinde yazık ki Türk eğitimi de büyük çoğunlukla payını almıştır.   Yabancı dille eğitim görme hevesine kapılanlar, bunun yararlı olduğunu düşünenler alanlarındaki konuları anlayamadıkları gibi, yabancı dil de öğrenememişlerdir. Yabancı dili, matematik gibi, fizik gibi, kimya gibi öğrenciye güç gelen derslerle aynı anda öğretmek saçmalıktır. Konuyu öğrenmeye mi uğraşılsın, yabancı dildeki sözcükler...

Ah Türkçe Vah Türkçe

  Ah Türkçe Vah Türkçe Beşir Ayvazoğlu document.write(""); D evlet Plânlama Teşkilâtı’nın ilk defa bindiğim asansöründe, insanları İngilizce olarak günaydın, iyi akşamlar gibi sözlerle karşılayarak; yine aynı dilde ayı, günü ve saati bildiren elektronik düzeneği görünce hayretler içinde kalmıştım. Ülkenin geleceğini “plânlayan” bir kuruluşun ana dil üzerinde göstermediği hassasiyeti kimden bekleyebiliriz? Türk Hava Yolları dergisinin adı bile İngilizce: “Skylife”. Yoksa bir süreden beri devletin resmî dili Türkçe değil de, bizim mi haberimiz yok!   Türkçe’yi “klas”larına yakıştıramayan tuhaf insanların sayısı büyük bir hızla artıyor. İki futbolcu; Ortaköy’de açtıkları bara, bu semtin eski adını vermişler: “Arkeon”. Güneye doğru inerseniz, eski Roma ve Yunan adlarının birer birer hortlatıldığını göreceksiniz. Özellikle turistik bölgelerde Türkçe konuşmak ve işyerlerine Türkçe adlar vermek âdeta ayıp görülmeye başlandı. Bu ne şaşkınlıktır! Bu ne gaflettir!   Suçlu Kim?   Eskiden “entel” taifesi çağdaşlığını “öztürkçe” kullanarak “kanıt”lardı. Şimdilerde çağdaşlığın göstergesi İngilizce. Meselâ adamlar tiyatro kurarlar, adı “Tiyatroskop”. Son zamanlarda “happening”ler, “workshop”lar gırla gidiyor. Düşünün bir kere, gözlerini Galleria’da açıp Fame City’de Pin Bowling, Skee Ball, Boom Ball, Whac-a -Mole, Hoop Shot, Galaksie, Beat the Clock ve benzeri oyunlarla vakit geçiren ...

İclal AYDIN - Zor Günler

  Bir şarkı tuttum sevgilim, bir kapı açtım ikimize. İkimiz çokmuşuz meğer bu resme.  Kapatmadan bu kapıyı yinede, Bu yaralar bereler sanadır bileler.   document.write("");

İskender Pala'nın yeni kitabı Efsane okurlarıyla buluştu.

İskender Pala'nın yeni kitabı Efsane okurlarıyla buluştu. Efsaneler bazen denizden, Bazen aşktan ve ateşten gelirler. Aşktan ve ateşten ve denizden gelenler, Bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye dâhildir. Bir çağı haritalarda bulamazsınız. Derine, insana ve tarihin denizlerine açılmak gerekir. Girdaplarda yüksek idealler saklanabilir. * * * Bu kitapta İstanbul, Gırnata, Madrid, Roma ve Akdeniz; aşk diliyle kuşatıldı. Akdeniz, aşk kaleminin haritasıyla yeniden çizildi. Kılıç kılıca, cevher çeliğe çarptı, varlık da yokluğa. Ve hep bir yol vardı kalplerden denizlere. Derin denizler, büyük aşklar için atlas olup dokundu. İskender Pala, bir çağı ve o çağın efsanelerini dile döktü. Barbaros Hayreddin Paşayı... Sonra, bir gül sepeti getirdi. Isırılmış üç elmayı anlattı.   ...

Necip Fazıl Kısakürek- Zindandan Mehmet'e Mektup

Necip Fazıl Kısakürek- Zindandan Mehmet'e Mektup Zindan iki hece Mehmed'im lafta! Baba katiliyle baban bir safta! Bir de geri adam boynunda yafta Halimi düşünüp yanma Mehmed' im! Kavuşmak mı?  Belki Daha ölmedim! Avlu Bir uzun yol Tuğla döşeli, Kırmızı tuğlalar altı köşeli Bu yolda tutuktur hapse düşeli Git vegel yüz adım Bin yıllık konak Ne ayak dayanır buna, ne tırnak Bir alem ki, gökler boru iZindan iki hece Mehmed'im lafta! Baba katiliyle baban bir safta! Bir de geri adam boynunda yafta Halimi düşünüp yanma Mehmed' im! Kavuşmak mı?  Belki Daha ölmedim! Avlu Bir uzun yol Tuğla döşeli, Kırmızı tuğlalar altı köşeli Bu yolda tutuktur hapse düşeli Git vegel yüz adım Bin yıllık konak Ne ayak dayanır buna, ne tırnak Bir alem ki, gökler boru içinde! Akıl olmazların zoru içinde Üstüste sorular soru içinde: Düşün mü, konuş mu sus mu unut mu,,? Buradan insan mı çıkar, tabut mu? Bir idamlık Ali vardı, asıldı Kaydını düştüler, mühür basıldı Geçti gitti, Bir kaç günlük fasıldı Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; Bahçeye diktiği üç beş karanfil Müdür bey dert dinler bu gün 'maruzat'! Çatık kaş hükümet dedikleri zat Beni Allah tutmuş kim eder azat? Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem Anlamaz ruhuma geçti bilekçem! Saat beş dedi mi, Bir yırtıcı zil; Sayım var, Maltada hizaya dizil! Tek yekün içinde yazıl ve çizil! İnsanlar zindanda birer kemiyet Urbalarla kemik, Mintanlarla et Somurtuş ki bıçak, Nara ki tokat; Zift dolu gözlerde karanlık kat kat Yalnız seccademin y&...

Gözyaşı ve Yağmurlar

  Gözyaşı ve Yağmurlar     Dileğim ruhumun teslim olabilmesi. Giysilerini, saçlarını görmeliyim çünkü. Görüyorum yalanın yanıyor. İhtiyacımsın. Nasıl olduysa dileğim karanlık soğukta, Çığlık atamadımsa dışarıda. Kurguluyorum, taşıyorum. Zamanı tahmin ediyorum uzağa koş uzağa rahatı bulmaya, Özür dilendi üzülme, Doğru şekli sakladım seviyorum sevdiğin kitabı, Ne söylediğini işitmedim ama üzülme, Daha bu kelimelerimden gözyaşı ve yağmur yağacak. Dileğim düşünebilmem. Yürürken kapanan kapılar aklımda. Kapat ellerini tut hafızanda,Yıllarca yardım et bana. Dileğim cennet ve cehennem arasında, Dileğim kurtarman ruhumu, Soğuk ve korkuyorum. Gözyaşları ve yağmur Uzağa koş uzağa rahatı bul, Özür dilendi üzülme, Daha bu kelimelerimden akacak gözyaşı ve yağmur...   ...

Boşver

Tekrar kan ter içinde uyandım. Başka bir günü boşa harcamak için yola koyuldum. Benim rezaletlerimin içinde,Yeniden kafama saplanmış bir şeyler buldum. Burayı hiç terketmemişim gibi hissediyorum. Kaçış yok biliyorsun, Ben kendimin en kötü düşmanıyım. Boşverdim, Ben hislerin hastasıyım. Söyleyebileceğin hiçbir şey yok mu? Yaşanmışlarımı uzağa süpür, Boğuluyorum. Söyle bana benim sorunum ne? Ne almam gerektiğini bilmiyorum. Düşünüp, fazlasına odaklandım ama korktum. Hazırlanamadım, Nefes alamıyorum, Yardım arıyorum her nasılsa, her nerdeyse. Ve sen umursamıyorsun. Ben kendimin en kötü düşmanıyım. Boşverdim, Ben hislerin hastasıyım. Söyleyebileceğin hiçbir şey yok mu? Bunları uzağa süpür, Boğuluyorum. Söyle bana benim sorunum ne Beni ızdırabımdan çıkar, Beni çıkar Beni bu kahrolası ızdırabımdan çıkar! Linkin Park-Given Up ...Kaynak : ayazmai.blogcu.com

Sanal Türkçe

SANAL TÜRKÇE "Hallo" "Asl" "U" "pls" "bye" Az kaldı.. BİTİYOR Türkçe "Slm" "kib" "ok" ve "hoi" Az kaldı..YİTİYOR Türkçe "Hacker" "Admin" "surf"ve "login" Nerde kaldı Türkçe bugün Yemin olsun göze her gün Az kaldı..BATIYOR Türkçe Ne "lakap"ı "nick"in varken Kalkarsın aksamdan erken "Net" "chat" falan filan derken Az kaldı..YATIYOR Türkçe Sitelerde geze,geze "Ban" olursun batma göze Ne demeli dogru söze (!) Az kaldı..TUTUYOR Türkçe A..zade "connection" ol da Sen de yorul gel bu yolda "Link" atanlar sagda,solda Az kaldı..YUTUYOR Türkçe Türkçe Sevdalıları

Charles Dickens-İki Şehrin Hikayesi

Dünya edebiyatının en önemli klasik yapıtlarından biri olan İki Şehrin Hikâyesi, Paris ve Londra arasında gelişen olay kurgusuyla, tarihin en hareketli anlarından birinin, Fransız Devrimi’nin ekseni etrafında biçimlenir. Edebiyat dünyasının “Dickens’ın en büyük tarihî romanı” olarak, yazarın kendisinin ise “Yazdığım en iyi hikâye” diye tanımladıkları yapıt, Fransız Devrimi ile Terör Dönemi kargaşasında yaşamak zorunda kalan bir grup insanın özel yaşamlarını aktarırken, dönemin acımasız toplumsal koşullarını da irdeler. Hapsedildiği Bastille zindanından kurtarılan Doktor Manette ile iş işten geçmeden İngiltere’ye göndermiş olduğu kızının on sekiz yıl sonra buluşmaları ve Londra’da yeni bir yaşam kurmaları; sevgi, dostluk, özveriyle örülmüş bu yaşamın Paris’te gelişen devrim dalgasının haberleriyle gölgelenişi, iki şehri yansıtıyor okuyucuya. Paris’teki karanlık günlerin karşısında Londra’daki aydınlık ve dingin günler yer alıyor. Ancak her iki şehir de karanlığın içinde umudu, aydınlığın içinde hüznü taşıyor. E-KİTAP OLARAK İNDİRMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ  "TEŞEKKÜR EDERİM" YAZISINA TIKLAYIN.   Basım Yayın Meslek Birliği'nin şikayeti üzerine bu kitabın yayımı kaldırılmıştır.   ...