Yönlendiriliyorsunuz!

Yeni güncemize yönlendiriliyorsunuz. Arama kısmından istediğiniz gönderiye ulaşabilirsiniz

>

Ay Atam Efsanesi / Türk Efsaneleri

  Ay Atam Efsanesi / Türk Efsaneleri Ay-Atam Efsanesi, Memlükler döneminde Mısır’da yaşamış olan Türk tarihçisi Aybek üd Devâdârî tarafından kayda geçirilmiş bir Türk efsanesidir. Aybek üd Devâdârî’nin verdiği bilgilere göre bu efsaneyi halk dilinden yazıya aktaran ilk kişi Ulug Han Ata Bitikçi adlı eski bir Türk bilginidir. Ulug Han Ata Bitigçi’nin içinde Ay-Atam Efsanesi’nin de yer aldığı bir kitabını ele geçiren Cebrail bin Bahteşyu adlı İranlı bir tarihçi, Ay-Atam efsanesi’ni Türkçe’den Farça’ya tercüme etmiştir. Bu farça tercümeyi bulan Aybek üd Devâdârî efsaneyi olduğu gibi kendi kitabına aktarmıştır. Ay-Atam Efsanesi’nin konusu insanoğlunun yaratılışıdır. İnsanın yaratılışını dört unsura (su, ateş, toprak, rüzgar) ve balçığa bağlayan bu efsanede Ön Asya mitolojisinin etkileri görülür. Kimi Türkologlar, Ulug Han Ata Bitikçi’nin yeni müslüman olmuş bir Türkdüşünürü olduğunu düşünmektedirler. Efsanede geçen ve Kara Dağcı adlı bir dağın üzerinde bulunan Ata Mağarası motifi, Türk mitolojisinin temel motiflerinden biridir. Bozkurt Destanı‘nda kurtla yaşayan son Türk çocuğunun kaçıp sığındıkları Turfan’ın kuzeybatısındaki büyük dağ ve dağdaki mağara da böyle bir yerdir. Ergenekon‘da da durum böyledir. Nitekim Ay-Atam Efsanesi’nde anlatılan mağara da Kara Dağcı adlı bir dağın üzerinde bulunmaktadır. Büyük Hun ve Kök Türk devletleri zamanında Türkler’in Tanrı’ya tapınmak için bir tür tapınak olarak kullandıkları ata mağaraları da kon...

Garip

Güncemize gönderdiği bu görsel için Necdet EREM Bey'e teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Göktürk Alfabesinin Kökeni

  Göktürk alfabesindeki harfler dikkatle incelendiği zaman, Türklerin günlük yaşamda kullandığı nesnelerin yazıdaki hâli gibi olduğu anlaşılabilir. Özellikle “O” (ok) ve “Y” (yay) gibi, benzetilen nesneleri hem görsel olarak hem de ses açısından birebir karşılayan bu harfler, Göktürk alfabesinin TÜRKlere ait olduğunu da kanıtlamaya yeterlidir. Çünkü harflerin görüntüsü ile karşıladıkları ses arasındaki benzerlikler, üzerinde durmaya değecek kadar önemlidir. Bir benzerlik, rastlantı olarak kabul edilebilir. İki benzerlik, tesadüf olarak nitelendirilebilir. Fakat aşağıda sıralanan 11 benzerlik (fazlası da var), bunun bir tesadüf olmadığını söylemeye yeterlidir. Harflerin günlük yaşamdaki nesnelerden hareketle oluşmuş olmaları, Göktürk alfabesinin bir “resim yazısı” (hiyeroglif) oluşturan harflerin devamı olabileceği konusunda da bizi düşündürmektedir. Şimdi kısaca, o harfleri inceleyelim: Yukarıda Göktürk alfabesindeki harflerin Türk yaşantısıyla ne düzeyde iç içe olduğu apaçık görülüyorken, bir alfabe yaratma işini Türk ulusuna yakıştırmak istemeyen batılı bilim adamları Orhun alfabesini Soğd, Pehlevi, İranî, Aramî veya doğrudan Sami kaynaklı gibi kabul etmişlerdir. Batıda Göktürk yazısını “runik” yazı diye nitelendiren dil bilimciler, bu yazının Slav kökenli olduğunu bile kanıtlama yoluna gitmişlerdir. Fakat bu tezlerin tamamı, doğru temellerden yoksun olmaları nedeniyle çürümüştür. Biz yukarıdaki açıklamaların ve bir bakıma “tamga” özelliği taşıyan harfler ile Göktürkler‘in günlük yaşantısında önemli yer tutan nesneler aras...

Gagauz (Gök Oğuz) Türk Dili

Sene 1990... Dağlık Karabağ savaşının Akdam Cephesi'nde Azerbaycan milis teşkilatı lideri Katır Mehmet'le birlikteyiz. Türkiye'den gelen bazı Ülkücüler yeni şehid oldular, onların üzüntüsü var içimizde... Ermeniler Kızıl Ordu generallerine rüşvet vermişler, bölgedeki Rus tank birliği bizim bulunduğumuz bölgeyi cehenneme çeviriyor. Birden, aralarından iki tanesi koptu, üzerimize doğru geliyor. İlerleyen yıllarda şehitlik mertebesine ulaşan Mehmet ile göz göze geldik. Belli ki tanklardan kurtuluşumuz yok! Aynı anda kelime-i şehadet getirdiğimizi hatırlıyorum. Fakat iki tank tam bulunduğumuz yere geldiklerinde birden namlularını karşı tarafa çevirip ateşe başlayınca şaşırdık. İşte o anda, tankların telsiz antenlerine takılı, mavi zemin üzerine BOZKURT işareti olan Gagavuz bayrağını gördük. Daha sonra tanktan inip yanımıza gelen Gagavuz asıllı teğmenin şu sözleri benim açımdan "özel tarih" tir. "Şu Ruslara bak! Parayı almışlar, bize Türk kardeşlerimize ateş emri verdiler. Biz de isyan edip buraya geldik. Şimdi durumlar eşittir, merak etmeyin" Gagavuzlar Ortodoks Hristiyan. Tıpkı Ermeniler ve Ruslar gibi. Azerbaycan Türkleri ise Müslüman... Hristiyan Gagavuz, din kardeşini çiğneyip kan kardeşinin yanında duruyor... Ardan Zentürk'ün Savaş Anılarından ...

Göktürkçe Kılavuzu

  Göktürkçe Kılavuzu     Göktürk Yazıtları; Türklerin bilinen ilk yazılı belgeleridir. Orkun ırmağı yanıñda bulunduğu için Orkun Yazıtları adı ile de anılır. 1893 yılında Danimarkalı dil bilimci Vilhelm Ludvig Peter Tomsen tarafından, Rus Türklük bilimcisi Vasili Vasilyeviç Radlof'uñ yardımıyla çözülmüş ulayı aynı yılın 15 Aralık günü “Danimarka Kağanlık Bilimler Kurumu'nda” bilim yertinciñe açıklanmıştır. Özellikleri :  Arapça gibi sağdan sola yazılır. Lâtin damgalarında olduğu gibi büyük, küçük damga ayırımı yoktur. Sözcükler arasına boşluk konmaz; ayırmak için “:” imi kullanılır. Aynı oğurda tümce sonlarına da “:” imi konur. Eski Türkçede “C, F, Ğ, H, J, V” sesleri olmadığından, bunların simgeleyen damgalar da yoktur. Damgalar kalın-ince olmak üzere nitelenmektedir. “d” sesiyle sözcük başlamaz. Türkçede “d” ile başlayan sözcükleriñ tümü “t” sesi ile karşılanır.demir > temir,    düzen > tözen “g” sesiyle sözcük başlamaz. Türkçede “g” ile başlayan sözcükleriñ tümü “k” sesi ile karşılanır.gelir > kelir,     gezegen > kezegen “h” sesi yoktur, yazılmak istenirse bunu karşılayan ses “k” dir. Bunuñ yanıñda “f” sesiñi “p” simgelerken, “v” sesi için “b” kullanılır. Buñlar varsayım/taplama olmayıp, oğur içinde oluşan evrilmeleri...

Irk Bitig

  Irk Bitig   Uygurlara ait olan Irk Bitig’in kelime anlamı fal kitabıdır. Uygurlara ait olan diğer metinlerden ayrılan en önemli özelliği Köktürk alfabesi ile yazılmış olmasıdır. Irk Bitig, o dönemden günümüze ulaşmış en dikkat çekici ve tam metinlerden bir tanesidir. Bu fal kitabı Doğu Türkistan’da Uygurlar’ın hakim olduğu ve Uygur edebiyatının parlak devirlerini geçirdiği çağa aittir. Bu bölgede ve Orta Asya’nın diğer bölgelerinde bu şekilde birçok yazma bulunmuştur. Bunların çoğu Budizm’e giren Türklere ait olup çoğunluğu Orhun Alfabesi ile yazılmıştır. Irk Bitig falkitabını indirmekiçin tıklayın.(Göktürkçe bilenler okuyabilir şimdiden söyleyeyim. :) ) ...

Çiçek ve Renk Adlarına Dair – Beşir Ayvazoğlu

  Çiçek ve Renk Adlarına Dair – Beşir Ayvazoğlu   Şu söz yanılmıyorsam Sait Faik‘e aittir.  “Çiçek ve balık adlarını bilmeyen hikâye yazamaz.”  Bu çok doğru sözdeki “çiçek” kavramı “bitki” olarak genişletilip renk adları da ilâve edilirse, bence daha kavrayıcı bir prensip elde edilmiş olur. Kırsal bölgelerden şehirlere doğru gittikçe hızlanan göç ve buna paralel olarak yaşanan şehirleşme, toprakla aramızdaki ilişkileri iyiden iyiye bozdu. Çocuklar bir tutam yeşilliğe ve “bir avuç gökyüzü”ne hasret, daracık apartman dairelerinde şuuruna varamadıkları bir kâbus yaşıyorlar. Ne bitkileri tanıyorlar, ne böcekleri, ne kuşları, ne de birkaçı dışında-diğer hayvanları. Bırakın kırlarda yetişen binlerce bitki çeşidinin adlarını, bir anket yapılsa , bir çırpıda beş-on çiçek adı sayan kaç kişi çıkar merak ediyorum. Elbette bu olumsuz gelişmede Türkçedeki daralmanın ve fakirleşmenin payı da büyüktür. Hadi itiraf edelim; artık çocuklarımız ana dillerini de öğrenemiyorlar. Konuştukları,Türkçenin karikatüründen başka bir şey değil. Bana öyle geliyor ki, bitki, böcek, kuş ve renk adları, dillerin gizli hazineleridir; onlara bakarak bir halkın hayal gücü, tabiatla ilişki biçimi dünya görüşü ve realite kavranışı hakkında açık seçik fikirler edinilebilir. İnanmazsanız, Turhan Baytop’un Türkçe Bitki Adları Sözlüğü‘nü açıp bakın. Türkiye’de yetişen bitkiler, Türkçe bitki adları ve bitkiler etrafında oluşan kültür hakkında önemli araştırmaları olan Baytop Hoca 1994 yılında T&...

Genelkurmay'dan 'önce Türkçe' asısı

  NKA   Genelkurmay Başkanlığı, Türkçe konusunda gösterdiği hassasiyetini askeri kurum ve kuruluşlara astırdığı asılarla duyurdu. Tüm askeri kurum ve kuruluşlara asılan afişlerde “Önce Türkçe” denildi. “Q,W,X” harflerinin üzeri çizilen asılarda, “Tabelalarda, ilanlarda, reklamlarda önce Türkçe” yazısı yer aldı. Askeri kurumlara gönderilen yazılarda da yabancı isim ve harflerin kullanılmamasının istendiği öğrenildi. Genelkurmay Başkanlığı'ndaki tesislerde kullanılan yabancı isimler için uzmanlar Türkçe karşılıklar buldu. BRUNCH YERİNE KUŞLUK, MÖNÜ YERİNE LİSTE Genelkurmay’ın Türkçe hassasiyeti basında da yer buldu. Konuyla ilgili haberlerde askeri tesislerde yabancı kelimelerin yazılı olduğu tabelaların kaldırıldığı, yerine Türkçe karşılıklarının bulunduğu yeni tabelaların asıldığı bilgisi verildi. Buna göre, bundan böyle hiçbir askeri tesiste mönü, fast food, brunch, lostra gibi yabancı kelimeye rastlanmayacak.  Tesislerde, Genelkurmay Başkanlığı’ndan uzmanların yabancı kelimelere buldukları Türkçe karşılıklar kullanılacak. Bazı yabancı kelimeler ve bulunan karşılıklar şöyle: Brunch “Kuşluk”, Lostra “Ayakkabı bakım yeri”, Fast food “Hızlı yiyecek satış noktası”, Mönü “Yemek listesi”, Restaurant “Lokanta”.  ...

İlkel veya Gelişmiş Diller Yoktur

  “İlkel” veya “gelişmiş” diller diye bir ayrım yapılması yanlıştır. Çünkü her dil, kullanıldığı toplumun koşullarına ve ihtiyaçlarına göre yeterince geliştirilmiştir. Fakat dillerin yeterliliği açısından değil de, bu dilleri kullanan toplumların ekonomik gelişmeleri açısından bir karar verilip, bir değerlendirme yapılacak olursa, ortaya bir haksızlık çıkmaktadır. Evet bazı felsefe terimleri Türkçede bulunmayabilir, buna karşılık (dünür, elti, bacanak) vb gibi akrabalık terimleri de Batı dillerinde yoktur. İnsalcıllık açısından alınacak olursa, akrabalık terimleri niçin felsefe terimlerinden daha önemli olmasın? Eskimolar için “kar” çok öenmli olduğundan, karın yağış biçimi, katılık derecesi, erimişlik ölçüsü, vb bakımlarından ayrı ayrı sözcükler kullanılır. Bazı Afrika dillerinde de “duymak” kavramını anlatmak için ayrı ayrı sözcükler vardır;karşısındakini görerek duymak, ağacın tepesindeyken duymak, çalıların arkasındayken duymak, nehrin öbür yakasındayken duymak, çukur bir yerdeyken duymak, vb. Oysa, bu gibi ayrımlardan hiç birisi Batı dillerinde bulunmamaktadır. Demek oluyor ki, ekonomik bakımdan geri kalmış ülkeler vardır ama, anlatım açısından geri kalmış “ilkel” diller diye bir şey yoktur. Diller arasındaki tek ayrılık, önem verilen yaşam alanlarına göre, her dildeki birimlerin başka başka dağılım göstermeleridir. Kaynak: BAŞKAN, Özcan Bildirişim İnsan Dili ve Ötesi, Multilingual, İstanbul 2003...

10.Türkçe Olimpiyatları 2012 - Böyle Bir Kara Sevda - Endonezya

Ne çıkar bahtımızda ayrılık varsa yarın,  Sanma ki hikâyesi şu titreyen dalların  Düşen yaprakla biter, Böyle bir kara sevda kara toprakla biter.  Ağlama olma mahzun gülerek bak yarına,  Sanma ki güzelliğin o ipek saçlarına  Dökülen akla biter,  Böyle bir kara sevda kara toprakla biter. ...

Güneş Dil Teorisi – Zeynep Korkmaz

  Güneş Dil Teorisi – Zeynep Korkmaz Güneş-Dil Teorisi, Türk dilinin eskiliği ve başka dillere kaynaklık ettiği görüşünün dilbilim temellerine dayandırılabileceği görüşünden güç alan bir teoridir. 1934-1936 yılları, Atatürk’ün aynı zamanda Türkçenin ve öteki dünya dillerinin kökenine eğilme yönündeki çalışmalara ilgi gösterdiği yıllardır. Teorinin ilham kaynağı Viyanalı Dr. Hermann F. Kivergitsch’in Atatürk’e gönderdiği 41 sayfalık basılmamış bir incelemesidir. Bilindiği gibi, dillerin doğuşu konusunda dilbilimciler arasında birbirinden farklı görüş ve açıklama eğilimleri yer almıştır. Bazı dilbilimciler, ilk insanın konuşmasını çeşitli tabiat olayları ile ilgili sesleri taklit etme eğilimine bağlarken bazıları da bu konuda sosyoloji ve antropoloji yöntemine başvurmuşlardır. Viyana Üniversitesi’nde yetişmiş olan Kıvergitsch, sosyoloji ve antropoloji yöntemi ile elde ettiği bilgileri, S. Freud’un psikanaliz görüşleri ile birleştirerek dil akrabalıklarının araştırılmasında kullanmak istemiştir. Türk Dillerindeki Bazı Unsurların Psikolojisi adlı incelemesinde ileri sürdüğü teorinin özü, Türkçenin eskiliği ve başka dillere kaynaklık ettiği görüşünün bazı ses değişme ve gelişmelerine bağlanmasıdır. Bu temel görüşten yararlanarak Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili adlı kitapçığı hazırlamış olan Atatürk, teoriden iki şekilde yararlanmak istemiştir: a. Türk milletine; eski, köklü tarihi ile olduğu kadar, eski ve köklü dili ile de gurur duyabileceğinin aşılanması, b. 1932-1936 yılları arasındaki özleştirme çalışmalarında temel alınan tasfiyeciliğin frenlenmesi....

İclal Aydın - Uçak Babama Selam Söyle

Karlı bir akşamdı ankara'da; Son kez elele yürümüştük, Bitmesin istediğimiz yola. Kısacık beraberliğimizin bütün anılarını sığdırmıştık. Yazarsın bana demiştin. Bende yazarım sana sık sık. Ağlıyordum.... Sen görmeyesin diye kaldırmıyordum başımı. Elimi daha sıkı tuttun, Anlıyordun.... Bu ayrılığa dayanmıyordu kalbim, Öğrettiğim çiçek adlarını unutma dedin, Kelebekleri kitap arasında kurutma, Sık sık fotoğraf çektir, yolla bana, Kitaplarım sana emanet, İncitme kimseyi, kin büyütme kalbinde... Beni bekle... Yol bitti, gidiyordun artık; gittin Sokakta gördüklerimi, filmlerdeki aktörleri sen sandım bir süre, Kin büyütmedim kalbimde söz vermiştim sana diye, Kitaplarını okudum, kelebeklerine dokunmadım, Öğrendiğim çiçek adlarına yenilerini ekledim, En çok fesleğeni, çoban heybesini, akşam sefasını sevdim. Seni beklerken çok şey öğrendim, Yolunu gözlediğim, sevdiğim ilk adam... Nasıl olsa bulacaktır diye, her görüşümde aynı sesle seslendim Uçak, babama selam söyle! Beni kötü rüyalardan uyandıran sevdiğim ilk adam... Bir bilsen seni nasıl özledim... Kar yağıyor şimdi, otuz yaşım bitti, Kitapların bende, kelebekler gibi kar taneleri, Kendi yolumda yürürken hiç unutmadım o cümleyi; Selamını aldım babacığım, Kin büyütmedim kalbimde.... Küçük kızının gözleri hala senin çiçeklerinde. Uçak, babama selam söyle! Uçak, babama selam söyle! İclal Aydın ...

Divân-ı Lügati’t- Türk’ü Koruyan Aile

Divân-ı Lügati’t- Türk’ü Koruyan Aile Divân-ı Lügati’t-Türk, Türk dilinin, Göktürk bengü taşlarından sonraki en büyük anıt eseridir. Kâşgarlı Mahmud tarafından 1072-1077 arasında Bağdat’ta yazılan eser 8000 civarında Türkçe kelimenin Arapça karşılıklarını vermektedir. 11. yüzyıl için 8000 kelimelik bir sözlük fevkalâde önemlidir. Üstelik Kâşgarlı, modern bir sözlükçü gibi kelimeler için örnek cümleler de vermiştir. Dörtlüklerden ve atasözlerinden oluşan pek çok örnek de vardır. Bu bakımdan Dîvân-ı Lügati’t-Türk, halk edebiyatımız için de eşsiz bir hazinedir. Kâşgarlı Mahmud eserini yüksek bir Türklük şuuru ile yazmıştı. Eserinin mukaddimesindeki şu sözleri bunun en önemli tanığıdır: “İmdi, bundan sonra Muhammed oğlu Hüseyin, Hüseyin oğlu Mahmud der ki: Tanrı’nın devlet güneşini Türk burçlarında doğdurmuş olduğunu ve onların milkleri üzerinde göklerin bütün tegrelerini döndürmüş bulunduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne ilbay (hâkim) kıldı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı; dünya milletlerinin idare yularını onların ellerine verdi; onları herkese üstün eyledi; kendilerini hak üzere kuvvetlendirdi. Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanı aziz kıldı ve Türkler yüzünden onları her dileklerine eriştirdi; bu kimseleri kötülerin -ayak takımının- şerrinden korudu. Okları dokunmaktan korunabilmek için, aklı olana düşen şey, bu adamların tuttuğu yolu tutmak oldu. Derdini dinletebilmek ve Türklerin gönlünü almak için onların diller...

Genel Ağda Türkçe Kullanımı

  İNTERNETTE TÜRKÇE KULLANIMI İnternet dilinde ilk dikkati çeken özellik, İngilizce sözcüklerin İngilizce karakterlerle ve çok yoğun olarak kullanılmasıdır. Örneğin; Analog Billboard Buton Chat Domain Downloade-card e-mail e-pass fitness hacker hyperlink imagemap link modem multimedia plug-in server site trojan user wap vb. Yeni kavramları karşılamak üzere oluşturulan sözcük öbeklerinde de aynı durum gözlenmektedir.Örneğin; Chat odası Dial-up abonelik Dijital veri e-mail adresi e-pack aboneleri e-pack kullanıcısı grafik ortam haber portalı interaktif alışveriş mail adresi mail grupları mail listesi özel chat receive komutu site haritası superonline shopping web adresi world wide web vb. Tümüyle veya bir ölçüde Türkçeleştirildikleri halde İngilizce biçimleriyle bir arada kullanılmaya devam edilen sözcük ve sözcük öbekleri de az değil. Örneğin;   Attachment eklenti Clickle-, klikle-, tıkla- Content advisor içerik danışmanı Domain name web sitesi adı Firewall güvenlik duvarı Freeware ücretsiz sürüm programı News reader haber okuma News server haber sunucusu Nick name takma ad / müstear ...

Divan Edebiyatının Temsilcileri

  Divan Edebiyatının Temsilcileri HOCA DEHHANİ: 13. yüzyılda yaşamıştır. Din dışı konularda şiir yazan ilk divan şairidir. Divanı vardır. MEVLANA: XIII.yüzyılda yaşamıştır. Birkaç Türkçe beyit dışında, tüm şiirlerini Farsça ile yazan ünlü tasavvuf şairidir. Oğlu Sultan Veled de tasavvufi konuları işleyen bir şair olarak bilinir. Mesnevi,Divan-ı Kebir, Mektubat, tanınmış eserleridir. ALİ ŞİR NEVÂİ: Çağatay lehçesinin en güzel örneklerini veren şair 15. yüzyılda yaşamıştır. Muhakemetü”l-Lugateyn adlı eserinde Türkçe“nin Farsça“dan daha üstün birdil olduğunu savunmuştur. Hamsesi vardır. Anadolu dışında Türkçe şiir yazan ilk şairdir. ŞEYHİ: 15. yüzyılda yaşamıştır. “Harnâme” adlı eseri edebiyatımızda ilk fabl türü eser olarak bilinmektedir. Mesnevi alanında başarılı olmuştur. SÜLEYMAN ÇELEBİ: 15. yüzyılda yaşamıştır. Hz. Muhammed için yazdığı Vesilet-ün-Necat (mevlit) adlı mesnevisiyle tanınmış bir şairdir. (İslam edebiyatında Hz. Muhammed”in hayatını anlatan eserlere SİYER denir). BÂKİ: Baki,16. yüzyıl şairlerindendir. Döneminde “şairler sultanı” olarak tanınmış ve saratın bütün olanaklarından yararlanmıştır. İyi bir medrese eğitimi gördüğü bilinmektedir. Dünya nimetlerinin hepsinden yararlanma anlayışındadır. Kanuni”nin ölümü üzerine yazdığı mersiyesi çok tanınmıştır. Divanı vardır.FUZÛLİ: Fuzuli 16. yüzyılın en güçlü şairlerindendir. Arapca, Farsça, Türkçe divanı olan tek şairdir. Eserlerini Azeri lehçesiyle yazmıştır. Divan edebiyatının en lirik şairi olarak kabul edilmektedir. Ona g&ou...