Yönlendiriliyorsunuz!

Yeni güncemize yönlendiriliyorsunuz. Arama kısmından istediğiniz gönderiye ulaşabilirsiniz

>

Türkçe Üzerine Yapılan Anket Örneği

    EK:1. Yapılan Anket Örneği                                                                                                                                                                                                     Tarih:                                                                            —  ANKET  —                                           1-) Bir ürünü aldığınız işyer...

Şaşırdım Kaldım İşte - Yavuz Bülent Bakiler

Şaşırdım Kaldım İşte Sözde, senden kaçıyorum dolu dizgin atlarla Bazen sessiz sedasız ipekten kanatlarla... Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla... Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla... Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla... Ne olur bir gün beni kapında olsun dinle.. Öldür bendeki beni... Sonra dirilt kendinle! Çarpsan karasevdayı en azından yüzbinle Nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle... Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle Ama her defasında geri döndüm seninle... Hangi düğüm çözülür nazla, sitemle, kinle... Ne olur bir gün beni, kapında olsun dinle... Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki ne'msin? Bazen kızkardeşimsin, bazen öpöz annemsin Sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin Eksilmeyen çilemsin... Orada ufuk çizgim, burda yanım yöremsin Beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin... Çâresizim, çâremsin... Şaşırdım kaldım işte bilmem ki ne'msin? Yavuz Bülent Bakiler ...

FİZİKSEL KİMYA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

  Yunus YENİÇERİ - Dilime "bye bye" demek istemiyorum! http://www.gonuldiliturkce.blogcu.com http://www.facebook.com/Turkce.Gonulluleri   İndirmek için tıklayın.

TÜRKÇE İLE SÖYLEŞİ

 TÜRKÇE İLE SÖYLEŞİ --Esenlikler sayın Türkçe.  Sizin ne kadar eski ve köklü bir dil olduğunuzu bütün dünya biliyor. Şöhretiniz asırlardır sürüyor fakat yine de sizi biraz tanımak isteriz. **Esenlikler. Bu söyleşi ile bazı imkânları yarattığınız için öncelikle çok teşekkür ederim. Ural-Altay dil ailesine mensup ve belirttiğiniz gibi çok eski ve köklü bir dil’im.  . Bugün, dünya üzerinde ortalama 220 milyon konuşurum bulunmaktadır ve en çok konuşulan diller arasında 5. sırada olduğumu gururla belirtmek isterim. Yazı halimin 7 ve 8. yüzyıllarda dikilmiş olan Orhun yazıtları ile başladığı söylenir fakat Orhun yazıtlarında ister Bilge Kağan, ister Yollug Tigin ve Kültigin’in yazdıkları, bir başlangıç değil, daha da eski bir dil olduğumun göstergesidir. --Orhun yazıtları Türk dili’nin yani sizin bir başlangıç olmadığını söylerken sanırım bazı bulgulara dayanarak bunu söylüyorsunuz. **Aslında bulgudan öte bir durum var; yaşıma dair çalışmalar sürerken, bana ait 168 kök sözcüğün Sümerce’ye geçtiği kanıtlanması, bu sözümün önemini belirtiyor. Bildiğiniz gibi Sümerce M.Ö. 4. yüzyıldan M.Ö. 2. yüzyıla kadar konuşuldu ve yerini Akatça’ya bıraktı ama Sümerce M.S. 1. yüzyıla kadar bilim ve edebiyat dili olarak kullanıldı. Bana ait olan 168 kök sözcüğün Sümerce’de olması, Sümerce kadar eski bir dil olduğumun apaçık kanıtıdır. Ayrıca, 1969 yılında Kazakistan’da bulunan, Esik kurganı (Altın Elbiseli Adam) arasında M.Ö. 4. yüzyıla ait olduğu saptanan çanakta iki satırlık yazının Türkçe olduğu bilinmektedir. Bu da ne kadar esk...

Prof. Dr. Zeynep Korkmaz / Türkolog

  Prof. Dr. Zeynep Korkmaz 5 Temmuz 1922 tarihinde Yusuf Hüsnü (Dengi) ile Şefika Dengi’nin üçüncü çocukları olarak Nevşehir’de doğmuşum. Babam Yusuf Hüsnü, Konya ve İstanbul medreselerinde öğrenim gördükten sonra İzmir-Urla, Karaburun ve Turgutlu yörelerinde üzüm, incir ticareti ile uğraşan, İstiklal Savaşı yıllarında da Nevşehir’de bir süre öğretmenlik yapan bir kimsedir. Ben ailemin “tekne kazıntısı” diye adlandırdığı son çocuğu olduğum için, rahmetli ablam Naciye Dörkol ile aramızda 20 yaş, ağabeyim Kemal Dengi ile de 16 yaş fark vardır. Ailem köken itibarıyla ana ve baba tarafından büyük dedelerimizin XVIII. yüzyıl başlarında Toroslardan göç ederek Nevşehir’de yerleşen bir Türkmenailesine dayanır. Nevşehir’de oturdukları yer de Türkmen mahallesidir. Benim yaşam çizgimde ve öğrenim hayatımda başlıca üç dönem vardır. Bunlar 1-6 yaşları arasında Nevşehir’de, 7-18 yaşları arasında Urla ve İzmir’de, 18 yaşından günümüze kadar da Ankara’da geçen dönemlerdir. Bu dönemleri daha doğrusu öğrenimde geçen yıllarımı şöylece özetleyebilirim: 1929-1934 yılları arasında Urla Birinci İlkokul öğrenciliği, 1934-1940 arası İzmir Kız Lisesinde ortaokul ve lise öğrenciliği, 1940-1944 arasında Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde üniversite öğrenciliği 1945’ten başlayarak da akademik yaşamda geçen yıllar. İlkokuldan üniversiteyi bitirinceye kadar geçen yıllar benim öğrenim hayatımın çok başarılı yılları olduğu için, fakülteyi bitirdikten sonra, yakın ilgi duyduğum akademik yaşama adım attı...

Prof. Dr. Tuncer Gülensoy / Türkolog

  Prof. Dr. Tuncer Gülensoy Hayatı Emekli Başkomiser Şevki Bey ile Lütfiye Hanım’ın birinci çocuğu olarak 30 Ocak 1939 tarihinde Uşak’ta dünyaya gelen Tuncer Gülensoy, ilkokula Uşak Gazi Mustafa Kemal İlkokulu’nda başladı. Ancak babasının memuriyeti dolayısıyla ilköğrenimini yurdun değişik yörelerinde sürdürerek 1950-1951 öğretim yılında Beykoz Ahmet Mithat Efendi İlkokulu’nda; orta öğrenimini ise, Beykoz Ortaokulu, Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi orta kısmı, Eskişehir Lisesi orta kısmı ve Eskişehir Lisesi ile Uşak Lisesi’nde okuyarak 1959 yılında tamamladı. 1959 – 1960 öğretim yılında, Uşak merkez Bölme köyü ile merkez Güre- Karakuyu köyünde vekil öğretmenlik görevinde bulundu. Uşak’ta çıkan mahallî “Gürel” gazetesinde yazarlık ve muhabirlik yaptı. 1960 – 1961 öğretim yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi TürkolojiBölümüne girdi. Bu yıllarda Son Havadis gazetesinin Üniversite Köşesi’nde “Arkadaşıma Mektuplar” adlı bir dizi makale yazdı. POS-TEL adlı dergide şiir, hikâye ve fantezi yazıları yayımlandı. 1962 – 1963 öğretim yılında Ankara Üniversitesi DTCF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne naklederek bu bölümden mezun oldu. (1964) Ankara’daki öğrenciliği sırasında Etimesgut Şeker Fabrikasında kütüphane memuru ve personel servisinde puantör (1962 – 1963); daha sonra Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nde “İlmî uzman” olarak çalıştı (1963 – 1970). Türk Kültürü dergisinde yazıları yayımlandı. 26 Aralık 1963 tarihinde Ankara’da Hatice (Yurteri) Gülensoy Hanım ile e...

Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun / Türkolog

  Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun Ahmet Bican ERCİLASUN, 8 Şubat 1943 tarihinde İzmir’de dünyaya gelir. Babası Mehmet Bey; annesi, Cemile Hanım’dır. (Mehmet- Cemile ERCİLASUN çiftinin Ahmet Bican ERCİLASUN’dan başka Yüksel adlı bir kızı ile Mustafa adlı bir oğlu vardır). Ahmet Bican ERCİLASUN, büyükbabasının ölümü üzerine 1946’da ailece taşındıkları Kıbrıs’ın Gazi Magosa şehrine bağlı Büyükkonuk Köyü’nde, 1950 yılında ilkokula başlar. Aile 1951’de İzmir’e döner ve Ercilasun ilk öğrenimini Topaltı İlkokulu’nda tamamlar. Ortaokulu ve liseyi 1955-1962 yıllarında İzmir İmam-Hatip Lisesi’nde okur. 1962 yılında İzmir İmam-Hatip Lisesi’nden mezun olduktan sonra, Edremit Lisesi’nde “fark imtihanları”na giren Ahmet Bican ERCİLASUN, buradan 1963 yılında mezun olur. Aynı yıl, üniversite giriş sınavında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi TürkolojiBölümü’nü kazanır. Bu bölümde Prof. Dr. Ali Nihat TARLAN, Prof. Dr. Abdülkadir KARAHAN, Prof. Dr. Zeki Velidi TOGAN, Prof. Dr. İbrahim KAFESOĞLU, Prof. Dr. Fahir İZ, Prof. Dr. Mehmet KAPLAN, Prof. Dr. Ömer Faruk AKÜN, Prof. Dr. Reşit Rahmeti ARAT, Prof. Dr. Ahmet CAFEROĞLU, Prof. Dr. Faruk Kadri TİMURTAŞ, Prof. Dr. Muharrem ERGİN, Prof. Dr. Kemal ERASLAN, Doç. Dr. Ali Fehmi KARAMANLIOĞLU, Doç. Dr. Mehmet ÇAVUŞOĞLU, Prof. Dr. İnci ENGİNÜN, Prof. Dr. Günay ALPAY (KUT), Prof. Dr. Mertol TULUM … gibi kıymetli hocalardan dersler alan Ahmet Bican ERCİLASUN, 1967 yılında mezun olur. Üniversite yıllarında (1965-1967 yıllarında) İstanbul Üniversitesi Türk İktisat Tarihi Enstitüsü’nde Ömer Lütfü BARKAN’ın yanında uzman olarak çalışan Ahmet Bican ERCİLASUN’un sını...

Prof. Dr. Bahaeddin Ögel / Türkolog

  Prof. Dr. Bahaeddin Ögel Prof. Dr. Mehmet Bahaeddin ÖGEL (d. 21 Nisan 1923, Elazığ – ö. 7 Mart 1989), Türk Tarih Profesörüdür. 21 Nisan 1923 yılında, Elazığ’ın Çarşı mahallesinde doğmuştur. İlk ve orta eğitimini Elazığ ve Malatya’da tamamlamış, 1940-41 yılları arasında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’ne kaydolmuştur. Şemseddin Günaltay ve Afet İnan’ın okuttukları Orta Asya Türk Tarihini esas alarak bölümüne devam etmiş; Arkeoloji, Sinoloji ve Rusça derslerini de yardımcı branş alarak, 1944-45 yılında fakülteden mezun olmuştur. Mezuniyetinden sonra MEB’e başvurmuş, 30.06.1945’te Erzurum Lisesi Tarih-Coğrafya öğretmenliğine tayin edilmiş ve 31.10.1947 yılına kadar bu görevi sürdürmüştür. 1947 yılında çıkan bir kanundan faydalanarak Prof.Dr. Wolfram Eberhard’ın yanında doktora çalışmasına başlamış; “Uygur Devletinin Kuruluşu” isimli tezini hazırlayarak 1948 yılında doktor ünvanı almış, 1949 yılında G.T.T. kürsüsüne asistan olarak atanmıştır. Bahaeddin Ögel , çıkan bir yasa sonucu bilgi ve görgüsünü arttırmak üzere dört aylığına İran’a gönderilmiş, aynı yıl Alman Hükümeti’nin bursundan faydalanarak Almanya’ya gönderilmiştir.Almanya ve Türkiye’deki çalışmaları sonucu “Liao Devrinden Önceki Kitanlar” isimli doçentlik tezini hazırlamış ve 1957 yılında Eylemli Doçentliğe atanmıştır. “Alexandre Von Humbold Vakfı” bursundan faydalanarak 1959 yılında tekrar Almanya’ya gitmiştir. 1961 yılında Taiwan Hükümeti’nden Tai-pei’de ki “National Cheng-chi Üniversitesi”nde misafir &oum...

Besim Atalay /Türkolog

  Besim Atalay Besim Atalay 1882′de Uşak’da doğmuş, Türkdilbilimci, yazar ve politikacıdır. Özellikle dilbilimi alanındaki çalışmaları ile tanınmıştır. Uşak Rüştiyesi’ni bitirdikten sonra Uşak’ta medrese eğitimi gördü. 1909’da medrese diploması (icazet) aldı. 1912’de Yüksek Öğretmen Okulu’nu bitirdi. Konya Öğretmen Okulu’nda öğretmenlik; Trabzon, Ankara Öğretmen okullarında müdürlük; İstanbul Darüşşafaka Lisesi’nde öğretmenlik yaptıktan sonra Konya Öğretmen Okulu Müdürü oldu. Maraş, İçel ve Niğde’de milli eğitim müdürlüğü yaptı. Silifke’de Müdafaayi Hukuk Cemiyeti’ni kuranlar arasındaydı; Kurtuluş Savaşı’nı destekleme çalışmalarını Uşak’ta sürdürdü. 1920’de Kütahya bağımsız milletvekili olarak TBMM’ne girdi ve milletvekilliğini yedi dönem sürdürdü. Milli Eğitim Bakanlığı’nda Kültür Müdürlüğü görevi yaptı ve bu görev sırasında halk ağzından söz derleme çalışmaları yürüttü. Türk Dil Kurumu’nda 19 yıl yönetici olarak çalıştı (1932-1951). Aynı zamanda Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde ve Polis Enstitüsü’nde Farsça dersleri verdi (1937-1942). Türkçenin biçimbilgisiyle (morfoloji) ilgili incelemeler yayımladı: Türk dili kuralları (1931), Türkçemizde –men, -man (1940), Türk dilinde ekler ve kökler üzerine bir deneme (1942), Türkçede kelime yapma yolları (1946). 7 Kasım 1965’te Ankara’da vefat etmiştirTürk dilinin tarihsel dönemleriyle ilgili bazı dil yapıtlarını günümüz Türk&cce...

Ahmet Kabaklı - Türkolog

  Ahmet Kabaklı 1924 yılı mayıs ayında Elazığ Harput’un Göllübağ’ında doğdu. Harput Sarayhatun Camii imamlığı yapan Ömer Efendi ile Münire Hanım’ın oğludur. Çocukluğu Harput yakınlarında Göllübağ denilen bölgede geçti. Elazığ Numune Mektebi’nde ilk tahsiline başlayan (1931) Kabaklı, orta ve lise tahsilini Elazığ’da yaptı. 1944 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu parasız yatılı imtihanını kazanarak İstanbul ÜniversitesiEdebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nde yüksektahsilini tamamladı. Diyarbakır ve Manisa Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak çalıştı. 1956 sonbaharında bir yıllık eğitim stajı için MEB tarafından Paris’e gönderildi. Dönüşünde İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü edebiyat öğretmenliğine tayin edildi (1958-1969). Bu arada Aydın’da iken başladığı Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1955-1960). 1969’dan itibaren İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nda öğretim üyesi olarak çalıştı. 1974’de emekliye ayrıldı. Daha sonra Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda edebiyat dersleri verdi (1975). Türk Edebiyatı Cemiyeti Başkanı ve Türk Edebiyatı Dergisi’nin yönetmenliğini yaptı. MEB ve sivil toplum kuruluşları tarafından Ahmet Kabaklı’ya 1997 yılında Şeyhül Muharririn payesi verildi. 1956 yılında Tercüman gazetesinin fıkra yarışmasını iki kişiyle birlikte kazandı ve aynı gazetede yazı hayatına başladı. 1957’den 1990 yılına kadar Tercüman gazetesinde, 1990’dan bu yana da Türkiye gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 8 Şubat 2001 tarihinde İstanbul’da öldü. Eserleri: Kültür Emperyalizmi, Müslüman Türkiye, Mabet ve Millet, M...

Prof. Dr. Abdülkadir İnan / Türkolog

  Prof. Dr. Abdülkadir İnan Başkurdistan’ın Çıgay köyünde 1889 yılında doğdu. Rusya’nın Çarlık döneminde Troyitsk’de Resuliye veYüksek Öğretmen Okulu’nda öğrenim gördü (1914). Resuliye Okulu Müdürü Abdurrahman Resuli ve Rusya Türkleri’nin ünlü yazarı, Muallim dergisi yayıncısı Hasan Ali Efendi’nin özendirmesi ile Türk folkloru konusunda çalışmaya başladı. Öğretmenlik görevini sürdürmeye başladığı sıralarda bu konuda geniş bir zamana ve imkana da kavuşmuştur (1915-1923). Rus istilasına karşı Başkurdistan’ın bağımsızlığını korumak amacıyla girişilen mücadeleye etkin bir biçimde katıldı. Bir ara Başkurt Eğitim Bakanlığı Bilim Kurulu üyeliğinde bulundu. Başkurt kadınlarının beşik ninnileri, Ruslarla yapılan mücadeleleri konu edinen destan parçaları gibi folklor malzemelerini toplarken, Zeki Velidî Togan’ın tavsiyesi üzerine çalışmalarını bütün Türkboylarının folklorunu kapsayacak genişliğe ulaştırdı. Türk destanları (özellikle Kırgızlar’ın Manas Destanı) ve Şaman inançları üstüne özgün araştırmalar ortaya koydu. Petrograd (Leningrad) kitaplıklarında çalışırken, pek çok bilimsel kitabı Başkurdistan’a getirdi. Bağımsızlık savaşı sonunda Türkistan’daki komitenin yardımı ile Zeki Velidî Togan ile birlikde Asya’daki Türkler’in yaşadığı bölgeleri dolaştı. İran ve Afganistan’a, oradan da Hindistan’a ve Avrupa’ya geçti (1924). Paris ve Berlin’deki bilimsel çalışmalarına, Türkiye’ye geldikten sonra asistan olarak girdiği Türkiyat Enstitüsü’nde devam etti. Zeki Velidî Togan ile Yeni Türkista...

Reklam Metinlerindeki Ortak Kavramlar/Olgular-Doç. Dr. Engin Yıl

  “Medyatik Dil Alanları: Reklamcılık Dili Üzerine Metin Dil Bilimsel Bir İnceleme” Doç. Dr. Engin Yılmaz (Türk Dili, sayı: 600 –Özel sayı-, Aralık- 2004) Bu araştırmada TV’de yayınlanan reklamlar üzerine; Metin  Dil Bilimi’nin (text linguistics) ilkeleri ve yöntemleri ışığında dil bilimsel bir inceleme yapılmıştır. TV Reklamları birer metin (text) olmaları dolayısıyla Metin Dil Bilimi’nin  Bağdaşıklık ve Tutarlılık ilkeleri doğrultusunda (1. Bağdaşıklık Görünümleri:   Kişi Zamirleri, Aynı sözcüğün yinelenmesi, Karşıt anlamlı sözcüklerin kullanılması, Aynı kavram alanından sözcüklerin kullanılmaları, Yapı Yinelemeleri (Paralelism) 2. Tutarlılık Görünümleri:  Özelleştirme, Sebep-Sonuç  İlişkileri, Amaç (Sebep) Bağlantısı, Zaman Bağlantısı “Şekil-zaman ekleri, zaman zarfları” incelemeye tabi tutulmuştur. Ayrıca, çalışmada TV’de yayınlanan reklamların kapsamlı bir iletişim sürecinin parçası ve sonucu olmaları dikkate alınarak; [ (Kaynak (Metin Üretici), Kanal (Reklam Ortamları), Mesaj (Bildirim), Hedef Kitle (Metin Çözücü) ] İletişim unsurları ve ilkelerinden ve bu iletişim sürecinde -özellikle daha etkin rol oynayan- Kaynak ve Hedef Kitle’nin psikolojik ve sosyal özellikleri göz önünde bulundurularak da Sosyal Psikoloji’nin verilerinden yararlanılmıştır. • Anlam Değişmecesi (6 reklamda tespit edilmiştir) % 6 Al Baraka Türkiye’nin kalbinde (Al Baraka Türk), Bizim Mutfak (Bizim Yağ), Bizim gibi lezzetlisi (Bizim Yağ), Halk’ın Kâse Margarini (Halk Kâse Margarini), Halk’ı seçmeni verdiği keyif (Halk Kâse Margarini), İsteyelim şu yoğurdu (Pınar Kaymaklı Yoğurt), Köy G...

Türkçenin Diğer Dillere Etkisi

  İlk çağdan bu yana Avrupa ve Asya’daki tarım kuşağında yaşayan ülkelerin kayıtlarında geçen ve kuzeyden geldiği söylenen kavimler arasındaki Türkler sadece bozkır kuşağında değil Çin, Kuzey Hindistan ve Ortadoğu’yu içine alan bir kuşakta varlık göstermişlerdir. Bu geniş coğrafya nüfus yoğunluğu Anadolu, Türkistan ve Hazar olmak üzere 6-7 milyon kilometreyi kaplayan bir alandır. Türk dili, içinde Sibirya’dan Doğu Avrupa’ya, Orta Asya’dan Orta Akdeniz’e kadar yaklaşık 11 milyon kilometrekarelik bir coğrafyaya yayılmıştır. Türklerin bu geniş coğrafyası sebebiyle Çinliler, Farslar, Araplar, Yunanlılar, Macarlar, Finliler, Slavlar ve daha birçok ulusla komşuluk ilişkisi olmuştur. Bu komşuluk aynı zamanda Türkçenin Çince, Urduca, Arapça, Rusça, Lehçe, İtalyanca, Fransızca, Almanca, İngilizce gibi dünya dilleriyle olan ilişkisini de belirlemiştir. Türkçe ile diğer diller arsındaki öğrenme ilişkisinden doğan bilgi alıntılarının yanında anılan uluslar için Türklerin yüzyıllar boyunca yönetici rolünde olmasıyla Türkçeden yapılan alıntı sözcüklerde bu dillere yerleşmiştir. Türkler daha çok dinlerini öğrendikleri toplumların dilini öğrenmişlerdir. Bazı sözcüklere Türkçe karşılıklar bulunsa da çoğu sözcük olduğu gibi alınmıştır. Türkçenin geçmişten bugüne diğer dillerle ilişkilerine baktığımızda özellikle ele alınacak diller şu şekilde sıralanabilir: (i) Türklerin Çinliler olan ilişkileri, Orhon yazıtlarında geçmektedir. Çincenin ilk yazıya geçirildiği dönemle, bugün için bilinen en eski yazıyla bin yıllık bir sürenin bulunması sebebiyle Çincede Türkçe kel...

Türkçe Algılamada ‘Beyni Zorlayan Dil’

  Türkçe Algılamada ‘Beyni Zorlayan Dil’   ODTÜ bünyesinde kurulan Beyin Dil Araştırmaları Laboratuvarında, diller üzerine yapılan araştırmada, beynin Türkçe cümleleri anlamak için, İngilizce dahil diğer bazı Avrupa dillerinin aksine beyinde iki kez işlem gerektirdiği ortaya çıktı. ODTÜ Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Bölümü Öğretim Üyesi ve laboratuvarın kurucusu Doç. Dr. Gülay Ediboğlu-Cedden, dili öğrenmenin, anlamanın ve konuşmanın beyinde çok karmaşık mekanizmalar tarafından gerçekleştirildiğini ifade etti. Bu mekanizma ve süreçlerin saptanmasının, özellikle sağlıklı insanlarda çok zor olduğuna işaret eden Cedden, beyinde herhangi bir hasar olmadan, beyinle ilgili araştırma yapmanın olağan bir durum olmadığını söyledi. Ancak kimi teknikler sayesinde artık sağlıklı insanların beyninden ölçümler alınarak dil işlevlerinin tanımlanması ve bu tekniklerle beyindeki bölgelerin saptanmasının mümkün olduğunu anlatan Cedden, gelişmiş ülkelerde yapılan dil çalışmalarında beyin çalışmalarına ağırlık verildiğini aktardı. Geçen yıl ODTÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi bünyesinde kurulan EEG laboratuvarında sağlıklı insanlar üzerinde çeşitli dil işlemleme ve bilgi öğrenme süreçlerini tespit etmeye çalışan araştırmalar yaptıklarını dile getiren Cedden, bu verileri yorumlayarak anadili Türkçe olanların beyinlerindeki işlemleri ölçen çalışmalar yürüttüklerini anlattı. Cedden, Türkiye’de ilk kez sağlıklı bireyler üzerinde anadili araştırması yaptıklarını ifade ederek, araştırma sonuçlarına ilişkin şu bilgileri verdi: ”İlk sonuçlarımıza göre, Türkçede bazı potansiyelleri ...

Zümrüdü Anka Kuşu Efsanesi / Türk Efsaneleri

  Zümrüdü Anka, Simurg, Kaknüs, Cennet Kuşu olarak bilinir. Efsanesi ; Masallarda duyduğumuz ve efsanelerini dinlediğimiz canlı türü diye başlasak ne denli doğru olur bilinmez.Ancak bu efsanenin farklı kültürlerde ve farklı milletlerde muhakkak yer aldığını belirtmek isterim. Nam-ı diğer Zümrüd-ü Anka… Arap kültüründe Anka adı ile anılan bu efsane Türkler tarafından Zümrüd-ü Anka olarak tanımlanmıştır. Farklı kültürlerde yer alan bu efsane araştırmacıların bile böyle bir türün varlığının gerçekte var olduğunu düşünmelerine yol açmıştır. Örnek olarak eski Yunan mitolojisinde kalın tüylü ver kartaldan biraz büyük olarak yer almış ve onun varlığına inanılmıştır.Oldukça uzun ömürlü ve herkesin göremeyeceği onu görenlerin ise mutluluğa uzanacağı söylentileri alıp başını gitmiştir.Birçok sanatsal figüre ve hikayeye konu olan Anka Kuşunun hikayesi farklı kültürlerde aynı şekilde yorumlanmıştır. Anka Kuşu,ölümünün yaklaştığını hissetmeye başladığı an kendisine kuru dallardan bir yuva inşa etmeye başlar ve bunu ne olduğu bilinmeyen bir zamkla sıvar. Daha sonra yuvanın içinde ölümünü bekler ve şu şekilde bekler; güneş ışınlarının kuru dalları yakarak yuva içinde ölmeyi.Yanarak ölür ve efsaneye göre küllerinden doğar yavru bir Anka Kuşu olarak bu yüzden Hristiyanlık dahil birçok dinde yeniden varoluş,diriliş sembolü olarak benimsenmiştir. En çok bilinen efsaneyi sizlere anlatmak isterim,Anka Kuşu rivayete göre bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi o bilirmiş.Kuşlar dünyasında ters giden her şeye Anka’nın çözüm bulac...