>

Birini kendine âşık etmek.

Birini kendine âşık etmek. O bildik hikâye. Âşık olmuş, gönlünü kaptırıvermiş birine. Hayat "o" olmuş artık. Varsa da yoksa "o". Sabah akşam "o". Hakkında konuşmak istediği tek konu "o". "Nasıl oldu?" diye soracağım tutuyor. Sorunun önemine kendim de inanmadan, aslında cevabını en çok bildiğim bir şeyi soruyorum, bile bile. Sanki âşık olmanın "nasılı" varmış gibi. Ellerini iki yana açarak, "Oldu işte," diyor. "Ben de bilmiyorum. Göz göre göre âşık oldum." Bir kibrit çakar gibi aniden, birden def'i bir şekilde gelişmiş her şey. Bir an gelmiş, artık sadece onu düşünür bulmuş kendini. Cevabında öyle gizemli, sıra dışı bir yan yok. Tahmin ettiğim şeyi söyledi. Ya ilk görüşte âşık olur insan; ya da adım adım, göre göre ama nihayetinde yine ani ve def'i bir şekilde. Yok, sıradan bir cevap gibi göründüğüne aldanmayın. Ben de aldandım gerçi ilk anda. Öyle bir şey söyledi ki, vakti gelip de idrak ettiğimde, zihnimde bir şimşek çaktıracak, karanlık bir noktayı aydınlatacaktı sözündeki bir ayrıntı. Bir kutu mendilin neredeyse yarısını bitirdi. "Hepsini kullanma, başkalarını da düşün," diyorum. Hem ağlıyor hem gülümsüyor. "Güzel işte âşık olmuşsun. Birini seviyorsun. Gönlünü kaptırdın ona. Bunda ağlayacak ne var ki?" diye yarı takılarak soruyorum. Yok, sen beni hiç anlamıyorsun, der gibi bakıyor yüzüme. "O beni sevmiyor ama." "Sevmesin, ne olacak ki, sen onu seviyorsun ya, yetmez mi?" diyorum üzerine giderek. Gıcık bir cümle olduğunun farkındayım. Ortamı biraz germek istiyorum nedense? "İnsan sevilmek istiyor ama. Benim de sevilmeye ihtiya...

Kıskançlık- Dücane Cündioğlu

KISKANÇLIK ÜZERİNE DERSLER 16-17 Haziran 2007    Kelimelerin kökenine inmedikçe, biraz zahmet edip kelimelerin asıl anlamları üzerine çekilmiş perdeleri kaldırmadıkça, kelimelerin arkalarında saklı düşüncelerin ve duyguların hakkını nasıl vereceğiz? Nasıl karşı karşıya konmayı başaracak, üzerinde bizi sağlamca tutacak bir zemini nerede bulacak, böylesi bir zeminde konuşmayı nasıl becereceğiz? Dil, sabit kalan, bizi orada öylece bekleyen statik bir yapı değil ki! Durmadan değişiyor, değiştiriyor. İşveli, oynak. Cilveleriyle başa çıkmanın hiç de kolay olmadığı nâzenin bir dilber âdeta. Olumsuz anlamı olan bir kelimeyi alıp biraz dibini kazdığımız takdirde olumlu bir anlamla karşılaşmamız işten bile değil. Öyle ki bazen tam aksi bir durumla da karşılaşabilir; elimizdeki sözcüğün gerçekte hangi anlamı temsil ettiğinden kuşkuya bile düşebiliriz.   Maço, angut, aptal...   Bu sözcüklerin gündelik dilde olumsuz bir anlam taşıdığından nasıl ve ne surette kuşkulanabiliriz? Meselâ maço sözcüğünü, maganda karşılığında kullanıyor ve kelimeden, hoyrat, kaba-saba herif mânâsını çıkarmakta hiç zorlanmıyoruz. Oysa İspanyolca kökenli bu sözcük (macho), bir zamanlar, kadını için ölümü göze alabilen, kadınına sahiplenen, fedakârlıktan çekinmeyen şövalye erkeklerin sıfatı olarak kullanılırdı. Keza herif kelimesi de dost, arkadaş, meslekdaş demekti.     Bugün karı sözcüğünü de sadece kaba anlamıyla biliyoruz ne yazık ki. Asalet yoksunluğundan olsa gerek ki dağarcığımızı kelimelerin asaletinden de mahrum ediyoruz. Angut&n...

Orhay Okay ile Dil Üzerine

  Orhay Okay ile Dil Üzerine   Yağmur- Mehmet Kaplan "Sokrat 'Kendini bil diyordu. Comte 'Söylediğini bil' diyor. Bunun da öteki kadar önemli bir iş olduğunu sanıyoruz" demekte Kültür ve Dil isimli kitabında. Acaba size göre dilin önemi kendini bilmek kadar önemli midir? Açıklar mısınız?   O. Okay- Eğer dili çok genel manada, yani kendimizi ifade etmek için gerçekleştirdiğimiz bütün davranışlarımız ve yine aynı maksatla kullandığımız bütün vasıtalar manasında düşünüyorsak evet, kendini bilmek söylediğini bilmek kadar mühimdir, belki de aynıdır. Çünkü biz ancak kendimizi ifade ettiğimiz zaman varız. 'Eğer'le başlayan bir cümle daha: Eğer "iptida kelam var idi" doğru ise Sokrat'ın sözünün Comte'un şartına bağlı olduğunu da kabul etmemiz gerekir: Kendini bilmek kendini ifade edebilmek demektir. Bilme fiilinin belki dille ilgisi olmadığı ve sadece zihni bir faaliyet olduğu söylenebilir. Yani düşünceyle ilgili olduğu. Fakat zaten düşünce de dile bağlı değil midir? İnsan kelimelerle düşünür. Öyleyse yine iptida kelam var idi, demektir.   Yağmur- Hal dili ile konuşma dili ve yine konuşma dili ile yazı dili arasındaki farkı açıklar mısınız?   O. Okay- Bu sorunuz bana eski edebiyatımızda ve tasavvufta lisan-ı hal dedikleri şeyi düşündürdü. O özel bir terimdir. Yahya Kemal'in   Ehl-i aşk anlamaz efsus lisan-ı dilden  Zanneder aşık-ı divane muamma söyler   beyti de yeni bir çeşit hal dilini hatırlatıyor. Ama bunun dışında ilk soruyu cevaplandırırken dilin çok genel manada tarifini benimsiyorsak, divan edebiyatındaki ve tasavvuftaki hal dili kavramının dışında da bir hal dili vard...

Kompozisyon Öğretiminde Yazma Öncesinde Yapılabilercek Bazı Etki

    Yazan: Galip Güner / Araştırma Görevlisi Özet Türkçe Kompozisyon dersinin temel amaçlarından biri, öğrencilere herhangi bir konu hakkındaki duygu, düşünce ve birikimlerini planlı olarak yazabilme yeteneği kazan dırmaktır. Bu yeteneğin kazandırılabilmesi için öğrencilerin, yazma öncesinde yapılacak bazı etkinliklerle güdülendirilmeleri ve yazmaya hazır hâle getirilmeleri gerekmektedir. Bu çalışmada, öğretmenlerin yazma öncesinde sınıfta uygulayabilecekleri bazı önemli etkinlik ler üzerinde durulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Planlama, Güdülendirme, Yazmaya Hazırlama, Yazma Ön cesi Etkinlikleri. I. Giriş Batı dillerinden alınma kompozisyon kelimesi (İng. composition, Fr. composer action) çeşitli şeylerin düzenli olarak bir araya getirilmesi anlamını taşır ve musikî, resim, mimarî ve edebiyat gibi çeşitli alanlarda kullanılır. Kelimenin çeşitli alanlara uygulanması da gösterir ki kompozisyon bir muhtevadan yahut mal zemeden öte onların bir araya getirilmesiyle ilgilidir. Resim, tabiat ve hayattan alınan ilhamın bir renk kompozisyonu ve yeni bir düzenle verilmesi, müzik ise çeşitli sesler arasında düzen kurulması ile oluşur. Edebiyat alanında ise kompozis yon kavramı, düşünce gücüne sahip olanların görüş, fikir ve duygularıyla gözlem, deney ve tecrübelerini seçilen konuyla ilgisi ölçüsünde planlayıp, dilin kurallarına uygun olarak yazması, anlatması şeklinde tanımlanabilir. Bu tanım incelendiğinde şu ana unsurların kompozisyonda önemli olduğu ortaya çıkar1: 1. Düşünme gücü 2. Görüş-fıkir üretme gücü 3. Duygu zenginliği 4. Gözlem, deney ve tecrübeler 5. Planlama Aslında her insan d...

Türkiye Türkçesinde Saat Anlatımlarının Sözdizimsel Yapısı

  Yazan: Öğr. Gör. Muna Yüceol Özezen 1. Saptayabildiğimiz kadarıyla, kaynaklarda Türkçede saat anlatımlarının sözdizimi özellikleri üzerinde henüz durulmamıştır. Oysa günlük yaşamımızda büyük bir sıklıkla kullandığımız bu anlatım biçimlerinin üzerinde durulmaya değer birtakım özellikleri vardır. Bizim özellikle üzerinde durmak istediğimiz anlatım biçimi, zamanın, başına "saat" sözcüğü getirilerek anlatıldığı sözdizimsel birlikteliklerdir: Saat kaç? / Saat bir. / Saat yedi. / Saat 14.30. / Saat on bire yirmi var. / Saat sekizi çeyrek geçiyor. / Saat beşe beş kala / Saat on ikiyi on geçe / Saat on civarında.. gibi. Türkiye Türkçesinde zaman anlatımlarının, yalnızca bu biçimlerde sağlandığı da söylenebilir. Çünkü bunların dışındaki anlatım biçimleri, yukarıda verilen örneklerdeki "saat" sözcüğünün eksiltilmesinden başka bir şey değildir. [Saat] 13.15'te buluşalım. / [Saat] dokuza on var... gibi. Bu anlatım biçimlerinin Türkçede, ne zamandan beri kullanılmaya başladığı ve ne zaman yaygınlaştığı konusunda kesin bir yargıda bulunmak, Eski Anadolu Türkçesi ve Osmanlıca metinlerinin taranması ile elde edilecek sonuçların değerlendirilmesine bağlıdır. Eski Anadolu Türkçesi ile ilgili olarak taradığımız eserlerde bu tip anlatım biçimlerine rastlamadık. Bu dönemde metinlerde saat sözcüğü "zaman, vakit, an" anlamlarıyla ve sıfat tamlaması birlikteliği içinde isim olarak kullanılmıştır: Ol saat, heman saat, bir saat gibi. Ancak bu metinlerden birinde dikkati çeken "buçuk sâ'at" tamlaması (Özmen: 1984, s. 167), saat sözcüğünün, daha o zamanlardan başl...

TÜMCENİN ÖGELERİ

Ücretsiz demo hesap açın internet üzerinden kazanç elde etmeyi öğrenin. Forex nedir videosunu izleyerek öğrenmek için tıklayın TÜMCENİN ÖGELERİ Bu konuyu anlayabilmek için öncelikle tümcenin ve ögenin ne olduğunu bilmek gerekir. Tümce ya da cümle sözcüğünü inceleyelim. Tümce; tüm olmuş, tüme yakın anlamındadır. Cümle de cem olmuş, toplanmış, bir araya gelmiş demektir. Öge ise bir bütünü oluşturan her bir parçadır. İşte bu konu, bir bütün olan cümlenin her bir parçasını tek tek incelemekle öğrenilebilir. Bir ev düşünün. O ev bütün parçalarıyla bir bütündür. Kapısıyla, odalarıyla, mutfağıyla, yunağıyla… Bu ev bizim tümcemiz olsun. Bir de şunu düşünelim. Bir eve girebilmek için kapıya gereksinim duyarız. Evine camdan ya da çatıdan giren var mı? Güç durumlar dışında kimsenin böyle bir davranış sergilediğini düşünmüyorum. Bir evde salonun olması zorunlu değildir. Yunağı olmasa da olur. Ancak kapısız ev olmaz. Öyleyse bir evin olmazsa olmazı kapıdır. Bu düşünceyle tümcenin olmazsa olmazı da yüklemdir. Evin her şeyi tam olsun ancak bir kapısı yoksa o ev eksiltili bir ev olur. 1) YÜKLEM Yüklem kavramını inceleyecek olursak göreceğiz ki yüklem “yükü üstüne alan, yüklenen, yükü taşıyan” ögedir. Bir ocak düşünün. Ocağın bütün yükü babada ise herkes sorularını babaya sorar ve babanın verdiği yanıta göre biçim alırlar. İşte yüklem de bu biçimde diğer ögelerin sorularını dinler ve onlara yanıt verir. Demek ki bütün ögeleri bulabilmek demeli tümceyi çözebilmek için b&uum...

Birbiriyle Karıştırılan Kelimeler

<a href="http://www.gcmforex.com/partners/aw.aspx?B=220&A=3405&Task=Click" Target="_Blank">GCM Forex'de Yatırıma Başlamak İçin Tıklayın</a><img border="0" src="http://www.gcmforex.com/partners/aw.aspx?B=220&A=3405&Task=Get" width="1" height="1"> Türkçede sık sık birbiriyle karıştırılan kelimeler vardır. Örnek: direk: Ağaçtan veya demirden uzun ve kalın destek / direkt: Doğrudan SIK SIK BİRBİRİYLE KARIŞTIRILAN KELİMELER âdem İnsan adem Yokluk adet Sayı âdet Gelenek adil Adalet âdil Adaletli Ali Özel ad âli Yüce, yüksek araba Tekerlekli, motorlu veya motorsuz her türlü kara taşıtı otomobil (Fr.)Motorlu taşıt atak Düşüncesizce her işe atılan atak (Fr. attaque) Atılım, akın ayırt (et-) Birkaç şeyi birbirinden ayıran niteliği anlama(k) ayırtı Aynı cinsten olan şeyler arası ince fark, nüans ayrıcalık İmtiyaz ayrılık Ayrı olma durumu ayrım Benzer şeyleri birbirinden ay...

Güncel Yazım Kılavuzu / TDK 2013 Yazım Kılavuzu

İçeriği görüntüleyemezseniz bu adresten  GİREBİLİRSİNiZ. https://docs.google.com/file/d/0B0w4eK-eK675Sm03U2JNdVlucDA/edit?pli=1   Güncel Yazım KIlavuzu, Türkçe Yazım Kılavuzu, Türk Dil Kurumu 2013 Yazım Kılavuzu, YAzım KIlavuzundaki Son Değişiklikler  <a href="http://www.gcmforex.com/partners/aw.aspx?B=199&A=3405&Task=Click" Target="_Blank">Hesap açın, ücretsiz forex e-kitap kazanın</a><img border="0" src="http://www.gcmforex.com/partners/aw.aspx?B=199&A=3405&Task=Get" width="1" height="1">

Aprinçur Tigin

  Aprinçur Tigin   Atsız’ın makalesinde,  ilk yazılı olarak bilinen Türk şairinin Çuçu isimli bir zat olduğu iddiasını  araştırırken ,rastladım saygıdeğer şehzademize. Atsız iddiasını Kaşgarlı Mahmut’a dayandırmaktadır fakat Kaşgarlı Mahmud verdiği şiir örneklerinin sahibini söylemediğinden, hangi şiir Çuçu’ya ait bilememekteyiz ve bu bizleri şiirleriyle birlikte bilinen   Uygur Devletinde yaşamış başka bir şaire götürmektedir. Yani bilinen ilk Türk şairi şiirleriyle birlikte Aprin çur Tigin’dir!! Aprinçur, ismi  Gökte yanan yani güne  eş  anlamında iken Tigin ismi hükümdar çocuklarına verilen bir ünvandı. Yani  şairimiz bir şehzade olup, taşa kazıdığı duygularıyla ilk olma özelliğini de elinde bulundurmaktadır. O da sevmiş, aşık olmuş, tanrıya münacatlarda bulunmuştur. Tüm beşeriyetin hemhal  olduğu  bu hallerde onu farklı kılan ,bu durumları taşlara kazımasıydı. Yani ataların dediği gibi oldu; söz uçtu, yazı kaldı, Aprinçur Tigin tarihten bize miras kaldı!   Tarih kitaplarında sıkça belirtildiği üzere Uygurlar ilk yerleşik hayata geçen Türk devletiydi ve bu kabul ettikleri mani dininin bir sonucuydu. Yerleşik hayat beraberinde kültürel gelişmeyi ,kağıdı,18 harfli bir Uygur alfabesini ve güçlü dinsel bir atmosferi de beraberinde getirmişti. İşte bu ortamda  duygularını taşa döken kişi Aprinçur Tigin oldu. Kalkan adlı ilahisinde tanrılarına yakarıyordu ve diyordu ki  ‘Kalkan’ ında; kut ver ey tanrı! Kalkan İki türlü at oldu bu tilde yürür: İki türlü ad bu dilde yürür;  ...

Edebiyat dersi konu anlatımı - Mp3

İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı Halk Edebiyatı Divan Edebiyatı Tanzimat Edebiyatı Serveti Fünun Edebiyatı Milli Edebiyat Cumhuriyet Edebiyatı Akımlar Siir Türleri Söz Sanatları Yazınsal Türler   Mp3 olarak dinlemek ister misiniz?    İNDİR  

Atatürk'ün Kendi Ağzından Hayat Hikayesi

    Mustafa Kemal Atatürk, 10 Ocak 1922’de Vakit Gazetesi’nde yayımlanan, Vakit Gazetesi Başyazarı Ahmet Emin'e (Yalman) verdiği mülakatında kendi hayatını şöyle anlatmıştı:   Çocukluğuma ilişkin ilk hatırladığım şey, okula gitmek meselesiyle ilgilidir. Bundan dolayı annemle babam arasında aşırı bir mücadele vardı. Annem ilâhîlerle okula başlamamı ve mahalle okuluna gitmemi istiyordu. Gümrük Dairesinde memur olan babam o zaman yeni açılan Şemsi Efendi Okulu’na devam etmem ve yeni yöntem üzerine okumamdan yanaydı.   Sonunda babam işi ustaca bir biçimde çözümledi. Öncelikle alışılmış törenle mahalle okuluna başladım.   Böylece annemin gönlü yapılmış oldu. Birkaç gün sonra da mahalle okulundan çıktım. Şemsi Efendi Okulu’na yazıldım.   Az zaman sonra babam öldü. Annemle birlikte dayımın yanına yerleştik. Dayım köy hayatı yaşıyordu. Ben de bu hayata karıştım. Bana görevler veriyor, ben de bunları yapıyordum. Başlıca görev tarla bekçiliği idi. Kardeşimle birlikte bakla tarlasının ortasındaki bir kulübede oturduğumuz ve kargaları kovmakla uğraştığımızı unutamam. Çiftlik hayatının öteki işlerine de karışıyordum.   Böylece biraz vakit geçince annem, okulsuz kaldığım için kaygılanmaya başladı. Sonunda Selânik’te bulunan teyzemin evine gitmeme ve okula devam etmeme karar verildi: Selânik’te liseye yazıldım. Okulda Kaymak Hafız isminde bir öğretmen vardı.   Bir gün sınıfımızda ders verirken başka bir çocukla kavga ettim. Çok gürültü oldu. Öğretmen beni yakaladı. Çok dövdü. Bütün bedenim kan içinde kaldı. Büyükannem zaten okulda okumama karşıydı,...

TDK’den Yeni Bir Sözlük

  TDK’den Yeni Bir Sözlük: Türk İşaret Dili Sözlüğü   Türk Dil Kurumu, son yıllarda özellikle sözlük çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Yola Genel Türkçe Sözlük‘ün internet ortamına aktarılmasıyla başlandı ve Kişi Adları Sözlüğü, Sesli Türkçe Sözlük, Terimler Sözlüğü, Türk Lehçeleri Sözlüğü, Türkçede Batı Kökenli Kelimeler Sözlüğü, Bilim ve Sanat Sözlüğü gibi onlarca sözlük çalışmasının ardından bugün de konuşma engelli vatandaşlarımız için Türk İşaret Dili Sözlüğünü internet ortamına aktardı. Türk İşaret Dili Sözlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1986 kelime ve deyimi kapsayacak şekilde hazırlanmıştır. Sözlük’te sözcüklerin anlam karşılıkları değil kavramların işaret dilindeki karşılıkları verilmektedir. Ellerin ve parmakların aldığı biçimler ve hareketlerin yönü anlatılarak işaret dili öğretiminde kolaylık sağlanması hedeflenmektedir. Ayrıca her kelime için resim ve el biçimi de ayrıca verilmektedir. Sözlük’te işaret dili kullanıcılarının gündelik hayatta en çok ve en yaygın olarak kullandıkları sözcüklere yer verilmiştir. Bu sözlük çalışması ile işitme engelli vatandaşlarımızın “iletişim” sorunlarının çözümüne bir nebze olsun katkıda bulunacağını düşünüyoruz. Sözlüğe internet ortamında Türk Dil Kurumu’nun bu sayfasından erişebilirsiniz. Yalnız sözlüğü kullanabilmek için bilgisayarınızda Acrobat Reader programının yüklü olması gerekmektedir. Acrobat programı yüklü...

YAPI BAKIMINDAN DÜNYA DİLLERİ

   YAPI BAKIMINDAN DÜNYA DİLLERİ          Dünya dilleri yapı bakımından üç grupta incelenir:  1.       Yalınlayan diller (Ayrımlı diller) (Alm: isolierende sprachen; Fr: langues isolantes; İng: isolating languages): Bu dillerde her kelime tek heceden ibarettir. Kelimelerin çekimli şekilleri yoktur, yani daima kök durumundadır. Cümle çekimsiz kelimelerin bir araya gelmesiyle oluşturulur. Cümlenin anlamı genellikle kelimelerin sıralanışından anlaşılır. Konuşmada ise birbirine çok benzeyen kelimeleri ayırt etmek üzere çok zengin bir vurgu sistemi oluşturulmuştur. Çin ve Tibet dilleri bu gruba girer. Bu diller, aynı zamanda,tek seslemli diller (tek heceli diller) (Alm: wurzelsprachen, einsilbige sprachen; Fr: langues monosyllabique, langues atomiques; İng: monosyllabic languages, radical languages) arasında yer almaktadır. 2.       Çekimli diller (Bükümlü diller) (Alm: flektierende sprachen; Fr: langues flexionnelles; İng: inflexional languages): Bu dillerde, çekim sırasında ve yeni kelimeler türetilirken kelime kökleri genellikle değişir ve tanınmayacak hale gelir. Ekler kelimenin önüne, ortasına veya sonuna gelebilir. Bazı dillerde ise kelime kökü ile yeni kelime veya kelime çekimi arasında daima açık bir bağ, ilgiyi gösteren bir iz vardır. Kelime kökündeki asıl sesler yeni kelimede veya kelime halinde hep aynı kalırlar. Sami dilleri, Hint-Avrupa dilleri bu gruba girerler. 3.       Eklemeli diller (Bitişimli diller, bitişken, bağlantılı diller) (Alm: aglutinierende sprachen; Fr: langues agglutinantes; İng: agglutinating languages): Bu dillerde isim ve fiil çekimleri ile yeni ...

KÜLTÜR TAŞIYICI OLARAK DİL

  KÜLTÜR TAŞIYICI OLARAK DİL          Dil, millî hafızanın, millî hatıraların, duyguların ve düşüncelerin, bütün maddî ve manevî değerlerin, bütün buluş ve yaradışların ortak hazinesidir. Millet denilen insan topluluğunun en önemli sosyal varlığıdır. Kültürün ilk ve temel unsurudur.          Kültür, varlığını nesilden nesile intikale borçludur. Kültürün nesilden nesile geçmesi, böylece devamı ve yaşaması kültür taşıyıcı eserler, eğitim ve öğretim yolu ile olur. Onun içindir ki kültür eserleri, eğitim ve öğretim kültürün hayat şartıdır. Dolayısıyla eğitim ve öğretimin esas görevi kültürün intikal ve devamını sağlamaktır.          Bir milletin fertleri arasındaki ortak duygu ve düşünce akımı dille kurulabilmektedir. Bu akım dünden bugüne, bugünden yarına dille aktarılmaktadır. Bundan dolayı dil, aynı zamanda bir kültür aktarıcısı, bir kültür taşıyıcısıdır. Bir milletin tarihi, coğrafyası, değer ölçüleri, folkloru, müziği, edebiyatı, ilmi, dünya görüşü ve millet olmayı gerçekleştiren her türlü ortak değerleri yüzyılların süzgecinden süzüle süzüle kelimelerde, deyimlerde sembolleşerek hep dil hazinesine akıtılmakta, özünü orada saklamaktadır.           Gelenek ve görenekler, dünya görüşü, din, sanat, tarih vb. dil sayesinde nesilden nesile aktarılır. Zaten bütün bu unsurların teşekkül edebilmesi için milletin meydana gelmiş olması lazımdır. Milletin ve öteki kültür unsurla...