Yönlendiriliyorsunuz!

Yeni güncemize yönlendiriliyorsunuz. Arama kısmından istediğiniz gönderiye ulaşabilirsiniz

>

Kitap Ayracı Siparişi

Değerli arkadaşlar, İstanbul'da  Türkçe öğretmenliği yapmaktayım. İlgim ve alanım doğrultusunda kitap ayraçları tasarlayıp bastırıyorum. Kitap ayraçlarımdan almak istiyorsanız aşağıda kodları belirtilen kitap ayraçlarını inceleyiniz ve hangi ayracı almak istiyor iseniz o ayraçlara ait kodları not ediniz. Aşağıda belirttiğim e-ileti adresimden bana ulaşıp adres ve telefon bilgilerinizi verdiğiniz takdirde, ayraçlarınız kargoya verilmektedir. KİTAP AYRAÇLARI SİZİN ELİNİZE ULAŞTIKTAN SONRAVERİLEN HESAP NUMARASINA ÜCRETİYATIRABİLİRSİNİZ. Not:Toplam tutar ve para gönderme yöntemi hakkında e-ileti olarak size bilgi verilecektir. Sipariş vermek için: yeniceri.yunus@gmail.comadresine iletilerinizi gönderebilirsiniz. 100 AYRAÇ =====>>>>  25 TL + KARGO ÜCRETİ (Kargo karşı ödemeli olup alıcıya aittir. Ptt kargo için İstanbul dışı 8.10 TL, İstanbul içi ise 6,5 TL. Ptt şubelerine istediğiniz takdirde tüm illere 6,5 TL alınmaktadır.) Kitap Ayracı :1 Kitap Ayracı: 2 Kitap Ayracı: 3 Kitap Ayracı: 4 Kitap Ayracı: 5 Kitap Ayracı: 6 Kiyap Ayracı: 7 >>>>>"De'nin Yazımı ve Ki'nin Yazımı"   ...

Ordan, Burdan, Şurdan

Ċ Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Ne İçindeyim Zamanın Şiirinin Tahlili Görünüm İndir   144 KB sürüm 2 13 Eyl 2009 08:43   Ċ Ahmet Haşim'in Merdiven Şiirinin Tahlili Görünüm İndir   283 KB sürüm 2 13 Eyl 2009 09:55   Ċ Bir Hikmet, Bilgi ve Nükte Dehası Olarak Nasreddin Hoca Görünüm İndir   456 KB sürüm 2 13 Eyl 2009 11:06   Ċ Çocuk Şiirleri Güldestesi Görünüm İndir   143 KB sürüm 2 13 Eyl 2009 08:27   Ċ Dede Korkut ve Hikayeleri Görünüm İndir   129 KB sürüm 2 13 Eyl 2009 09:55   Ċ Edebiyatın Dili Üzerine Görünüm İndir   154 KB sürüm 2 14 Eyl 2009 04:40   Ċ Eski Türk Edebiyatı...

Birini kendine âşık etmek.

Birini kendine âşık etmek. O bildik hikâye. Âşık olmuş, gönlünü kaptırıvermiş birine. Hayat "o" olmuş artık. Varsa da yoksa "o". Sabah akşam "o". Hakkında konuşmak istediği tek konu "o". "Nasıl oldu?" diye soracağım tutuyor. Sorunun önemine kendim de inanmadan, aslında cevabını en çok bildiğim bir şeyi soruyorum, bile bile. Sanki âşık olmanın "nasılı" varmış gibi. Ellerini iki yana açarak, "Oldu işte," diyor. "Ben de bilmiyorum. Göz göre göre âşık oldum." Bir kibrit çakar gibi aniden, birden def'i bir şekilde gelişmiş her şey. Bir an gelmiş, artık sadece onu düşünür bulmuş kendini. Cevabında öyle gizemli, sıra dışı bir yan yok. Tahmin ettiğim şeyi söyledi. Ya ilk görüşte âşık olur insan; ya da adım adım, göre göre ama nihayetinde yine ani ve def'i bir şekilde. Yok, sıradan bir cevap gibi göründüğüne aldanmayın. Ben de aldandım gerçi ilk anda. Öyle bir şey söyledi ki, vakti gelip de idrak ettiğimde, zihnimde bir şimşek çaktıracak, karanlık bir noktayı aydınlatacaktı sözündeki bir ayrıntı. Bir kutu mendilin neredeyse yarısını bitirdi. "Hepsini kullanma, başkalarını da düşün," diyorum. Hem ağlıyor hem gülümsüyor. "Güzel işte âşık olmuşsun. Birini seviyorsun. Gönlünü kaptırdın ona. Bunda ağlayacak ne var ki?" diye yarı takılarak soruyorum. Yok, sen beni hiç anlamıyorsun, der gibi bakıyor yüzüme. "O beni sevmiyor ama." "Sevmesin, ne olacak ki, sen onu seviyorsun ya, yetmez mi?" diyorum üzerine giderek. Gıcık bir cümle olduğunun farkındayım. Ortamı biraz germek istiyorum nedense? "İnsan sevilmek istiyor ama. Benim de sevilmeye ihtiya...

Kıskançlık- Dücane Cündioğlu

KISKANÇLIK ÜZERİNE DERSLER 16-17 Haziran 2007    Kelimelerin kökenine inmedikçe, biraz zahmet edip kelimelerin asıl anlamları üzerine çekilmiş perdeleri kaldırmadıkça, kelimelerin arkalarında saklı düşüncelerin ve duyguların hakkını nasıl vereceğiz? Nasıl karşı karşıya konmayı başaracak, üzerinde bizi sağlamca tutacak bir zemini nerede bulacak, böylesi bir zeminde konuşmayı nasıl becereceğiz? Dil, sabit kalan, bizi orada öylece bekleyen statik bir yapı değil ki! Durmadan değişiyor, değiştiriyor. İşveli, oynak. Cilveleriyle başa çıkmanın hiç de kolay olmadığı nâzenin bir dilber âdeta. Olumsuz anlamı olan bir kelimeyi alıp biraz dibini kazdığımız takdirde olumlu bir anlamla karşılaşmamız işten bile değil. Öyle ki bazen tam aksi bir durumla da karşılaşabilir; elimizdeki sözcüğün gerçekte hangi anlamı temsil ettiğinden kuşkuya bile düşebiliriz.   Maço, angut, aptal...   Bu sözcüklerin gündelik dilde olumsuz bir anlam taşıdığından nasıl ve ne surette kuşkulanabiliriz? Meselâ maço sözcüğünü, maganda karşılığında kullanıyor ve kelimeden, hoyrat, kaba-saba herif mânâsını çıkarmakta hiç zorlanmıyoruz. Oysa İspanyolca kökenli bu sözcük (macho), bir zamanlar, kadını için ölümü göze alabilen, kadınına sahiplenen, fedakârlıktan çekinmeyen şövalye erkeklerin sıfatı olarak kullanılırdı. Keza herif kelimesi de dost, arkadaş, meslekdaş demekti.     Bugün karı sözcüğünü de sadece kaba anlamıyla biliyoruz ne yazık ki. Asalet yoksunluğundan olsa gerek ki dağarcığımızı kelimelerin asaletinden de mahrum ediyoruz. Angut&n...

Orhay Okay ile Dil Üzerine

  Orhay Okay ile Dil Üzerine   Yağmur- Mehmet Kaplan "Sokrat 'Kendini bil diyordu. Comte 'Söylediğini bil' diyor. Bunun da öteki kadar önemli bir iş olduğunu sanıyoruz" demekte Kültür ve Dil isimli kitabında. Acaba size göre dilin önemi kendini bilmek kadar önemli midir? Açıklar mısınız?   O. Okay- Eğer dili çok genel manada, yani kendimizi ifade etmek için gerçekleştirdiğimiz bütün davranışlarımız ve yine aynı maksatla kullandığımız bütün vasıtalar manasında düşünüyorsak evet, kendini bilmek söylediğini bilmek kadar mühimdir, belki de aynıdır. Çünkü biz ancak kendimizi ifade ettiğimiz zaman varız. 'Eğer'le başlayan bir cümle daha: Eğer "iptida kelam var idi" doğru ise Sokrat'ın sözünün Comte'un şartına bağlı olduğunu da kabul etmemiz gerekir: Kendini bilmek kendini ifade edebilmek demektir. Bilme fiilinin belki dille ilgisi olmadığı ve sadece zihni bir faaliyet olduğu söylenebilir. Yani düşünceyle ilgili olduğu. Fakat zaten düşünce de dile bağlı değil midir? İnsan kelimelerle düşünür. Öyleyse yine iptida kelam var idi, demektir.   Yağmur- Hal dili ile konuşma dili ve yine konuşma dili ile yazı dili arasındaki farkı açıklar mısınız?   O. Okay- Bu sorunuz bana eski edebiyatımızda ve tasavvufta lisan-ı hal dedikleri şeyi düşündürdü. O özel bir terimdir. Yahya Kemal'in   Ehl-i aşk anlamaz efsus lisan-ı dilden  Zanneder aşık-ı divane muamma söyler   beyti de yeni bir çeşit hal dilini hatırlatıyor. Ama bunun dışında ilk soruyu cevaplandırırken dilin çok genel manada tarifini benimsiyorsak, divan edebiyatındaki ve tasavvuftaki hal dili kavramının dışında da bir hal dili vard...

Kompozisyon Öğretiminde Yazma Öncesinde Yapılabilercek Bazı Etki

    Yazan: Galip Güner / Araştırma Görevlisi Özet Türkçe Kompozisyon dersinin temel amaçlarından biri, öğrencilere herhangi bir konu hakkındaki duygu, düşünce ve birikimlerini planlı olarak yazabilme yeteneği kazan dırmaktır. Bu yeteneğin kazandırılabilmesi için öğrencilerin, yazma öncesinde yapılacak bazı etkinliklerle güdülendirilmeleri ve yazmaya hazır hâle getirilmeleri gerekmektedir. Bu çalışmada, öğretmenlerin yazma öncesinde sınıfta uygulayabilecekleri bazı önemli etkinlik ler üzerinde durulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Planlama, Güdülendirme, Yazmaya Hazırlama, Yazma Ön cesi Etkinlikleri. I. Giriş Batı dillerinden alınma kompozisyon kelimesi (İng. composition, Fr. composer action) çeşitli şeylerin düzenli olarak bir araya getirilmesi anlamını taşır ve musikî, resim, mimarî ve edebiyat gibi çeşitli alanlarda kullanılır. Kelimenin çeşitli alanlara uygulanması da gösterir ki kompozisyon bir muhtevadan yahut mal zemeden öte onların bir araya getirilmesiyle ilgilidir. Resim, tabiat ve hayattan alınan ilhamın bir renk kompozisyonu ve yeni bir düzenle verilmesi, müzik ise çeşitli sesler arasında düzen kurulması ile oluşur. Edebiyat alanında ise kompozis yon kavramı, düşünce gücüne sahip olanların görüş, fikir ve duygularıyla gözlem, deney ve tecrübelerini seçilen konuyla ilgisi ölçüsünde planlayıp, dilin kurallarına uygun olarak yazması, anlatması şeklinde tanımlanabilir. Bu tanım incelendiğinde şu ana unsurların kompozisyonda önemli olduğu ortaya çıkar1: 1. Düşünme gücü 2. Görüş-fıkir üretme gücü 3. Duygu zenginliği 4. Gözlem, deney ve tecrübeler 5. Planlama Aslında her insan d...

KÜLTÜR TAŞIYICI OLARAK DİL

  KÜLTÜR TAŞIYICI OLARAK DİL          Dil, millî hafızanın, millî hatıraların, duyguların ve düşüncelerin, bütün maddî ve manevî değerlerin, bütün buluş ve yaradışların ortak hazinesidir. Millet denilen insan topluluğunun en önemli sosyal varlığıdır. Kültürün ilk ve temel unsurudur.          Kültür, varlığını nesilden nesile intikale borçludur. Kültürün nesilden nesile geçmesi, böylece devamı ve yaşaması kültür taşıyıcı eserler, eğitim ve öğretim yolu ile olur. Onun içindir ki kültür eserleri, eğitim ve öğretim kültürün hayat şartıdır. Dolayısıyla eğitim ve öğretimin esas görevi kültürün intikal ve devamını sağlamaktır.          Bir milletin fertleri arasındaki ortak duygu ve düşünce akımı dille kurulabilmektedir. Bu akım dünden bugüne, bugünden yarına dille aktarılmaktadır. Bundan dolayı dil, aynı zamanda bir kültür aktarıcısı, bir kültür taşıyıcısıdır. Bir milletin tarihi, coğrafyası, değer ölçüleri, folkloru, müziği, edebiyatı, ilmi, dünya görüşü ve millet olmayı gerçekleştiren her türlü ortak değerleri yüzyılların süzgecinden süzüle süzüle kelimelerde, deyimlerde sembolleşerek hep dil hazinesine akıtılmakta, özünü orada saklamaktadır.           Gelenek ve görenekler, dünya görüşü, din, sanat, tarih vb. dil sayesinde nesilden nesile aktarılır. Zaten bütün bu unsurların teşekkül edebilmesi için milletin meydana gelmiş olması lazımdır. Milletin ve öteki kültür unsurla...

2011 YGS TÜRKÇE SORULARI

<iframe src="https://docs.google.com/file/d/0B8Z-3siTir7qY2E0MWFkYWEtYmE4My00OThlLWEzMmYtMGU5YjVhNDQ4N2Uz/preview?pli=1&hl=tr" width="640" height="700"></iframe>