>

Çocuk Kitaplarında Karakter ve Dolunay Dedektifleri Kitabında Ye

Çocuk Kitaplarında Karakter ve Dolunay Dedektifleri Kitabında Yer Alan Karakterlerin Tahlili Yunus YENİÇERİ[*]   ÖZET Kitaplarda yer alan karakter kavramı duygu, düşünce ve davranış aktarımı sonucu oluşturulmuştur. Çocuklar, çocuk edebiyatında yer alan kahramanlar sayesinde hayatı tanıma ve anlamlandırma süreci içerisine girmektedirler. Çocuklar, bu süreçte kitapta yer alan kahramanlarla özdeşim kurarak onların yaşayış şekillerini, düşünce modellerini, olaylara verdiği duygusal tepkilerini taklit etmeye başlarlar. Bu sebeptendir ki kitaplarda yer alan karakterlerin, çocukların gelişimi göz önünde tutularak kurgulanması gerekmektedir. Dolunay Dedektifler kitabında yer olan “Birce ve Oğuz” karakteri de bu kaygı göz önünde tutularak oluşturulmuştur.        Anahtar Kelimeler: Karakter, Dolunay Dedektifleri, Çocuk Edebiyatı, Mavisel Yener GİRİŞ  Kahraman ve karakter terimleri birlikte anılır. Her yapıtta, başından olay geçen kahramanlar, çeşitli karakterleri canlandırır. Karakter, sanatçının yarattığı; duygu, düşünce ve tutku yönleriyle geliştirdiği, gerçek yaşamdan da esinlenerek deneyimiyle,birikimiyle, kendine özgü duyarlılığı ile biçimlendirdiği bir kişiliktir.(Sever, 2003, s.63,64) Çocuklar kitaplarda yer alan kahramanlar aracılığıyla uzun süren yaşam tecrübeleri sonucunda elde edecekleri birikimleri elde ederler. Bu yüzden çocuk kitaplarında yer alan karakterlerin iyi kurgulanması gerekir. İyi kurgulanmış bir karakterden çocukların faydalanması ve kendi hayatına bir şeyler katması şüphesizdir. “ Çocuk edebiyatı ürünlerindeki kahramanlar çok yönlü çizilmeli. Kahramanlar hep cesur, hep başarılı, hep ü...

Bestami Yazgan'ın Eserlerinde Dini Değerler / Oğuzhan Yılmaz

BESTAMİ YAZGAN’IN ESERLERİNDE DİNÎ DEĞERLER Bu makale, 24-25 EKİM 2014 tarihlerinde Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Yazarları Birliği tarafından düzenlenen I.ULUSLARARASI ÇOCUK VE GENÇLİK EDEBİYATI SEMPOZYUMU’nda bildiri olarak sunulmuştur. Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan YILMAZ Erzincan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Mahmut Abdullah ARSLAN Erzincan Üniversitesi Eğitim Fakültesi ÖZET Değer erozyonunun giderek arttığı bir dönemde kaybolan değerleri yeniden hatırlamak, gelişen dünyaya uyum sağlarken içinde bulunulan medeniyet ve kültür dairesine ait birtakım güzellikleri muhafaza etmek için değerlerin tekrar tekrar işlenmesi ve hatırlatılması elzemdir. Bu amaçla çalışmada Bestami Yazgan’ın eserlerindeki dinî değerler tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada Yazgan tarafından kurgulanan toplamda 20 kitap doküman analizi yöntemiyle incelenmiş ve Yazgan’ın eserlerinde “güzel ahlakı teşvik eden”, “dinî bilgileri öğreten”, “Tanrı’ya minneti vurgulayan” ve “dayanmayı ve kabullenmeyi telkin eden” değerlere yer verdiği görülmüştür. Anahtar kelimeler: Değer, değerler eğitimi, çocuk kitapları, Bestami Yazgan 1. GİRİŞ Dinî eğitim, çocuğun önemli ihtiyaçlarından birisi olarak kabul edilmektedir. Şirin (2006, 84)’e göre “Çocuğun gelişme ve büyüme çağında maneviyatını önceleyen bir dinî eğitim ilahî mimarisinin temel ihtiyacıdır. İradenin, ahlakın ve vicdanın eğitiminde din en önemli dönüştürücü ve belirleyicidir. Çocuk dindarlığı, çocuk maneviyatının esasıdır. Çocuk ruhunu kanatlandıran, onu metafizik açılıma ulaştıran ise dinî ...

TÜRKÇENİN KAYBOLAN SESLERİ / Beşir AYVAZOĞLU

  TÜRKÇENİN KAYBOLAN SESLERİ / Beşir AYVAZOĞLU Haluk Şahin Radikal'deki köşesinde, internet hayatımıza girdi gireli, x ve w harflerinin etrafımızda cirit attığını, artık bu fiilî durumun alfabemizde resmiyet kazanması gerektiğini yazdı. Konuyla ilgili yazarların bir süredir tartıştıkları bu mesele, ister istemez mevcut alfabemizdeki bazı eksikliklerin de gündeme gelmesini sağladı. Taha Akyol da dünkü Milliyet'te, yirmi dokuz harfli alfabemizde yeterli harf bulunmadığı için Türkçenin kaybolan seslerinden söz ediyordu.  Ünlü (vokal) bakımından çok fakir olan Arap alfabesiyle ünlüsü bol Türkçenin birlikteliği başından beri problemliydi. Şaşırtıcı olan, bu problemi giderme yolunda hemen hiç çalışma yapılmamış olmasıdır. Aynı alfabeyi kullanan öteki halklar, kendi dillerine has sesler için bazı işaretler kullanarak yeni harfler türettikleri halde, atalarımız böyle bir ihtiyaç hissetmemiş, Arapçada bulunmayan p, ç, j ve ñ ünsüzlerini (konsonant) ilâve etmek dışında, ıslahattan kaçınmışlardır. Doğrusu ben bu tuhaf zihin tembelliğini açıklamakta zorlanıyorum.  1928'de aslında köklü bir zihnî dönüşüm hedeflenerek yapılan harf inkılabının dayandırıldığı en önemli gerekçe budur: Arap alfabesiyle Türkçenin ses yapısı arasındaki kan uyuşmazlığı. Ancak yeni alfabede de aynı şekilde bazı seslerimizin yok sayıldığı nedense hep görmezlikten gelinmiştir. Çok kısa bir sürede hazırlanan ve kabul edilen modern Türk alfabesi, zamanla Türkçedeki bütün sesleri eksiksiz karşılayacak hale getirilmesi gerekirken mevcut şekliyle dokunulmazlık zırhına büründürülmüş ve bu yüzden birçok ses yok olm...

İSMAİL GASPIRALI'NIN FİKİRLERİ / Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN

  İSMAİL GASPIRALI'NIN FİKİRLERİ / Prof. Dr. Ahmet B. ERCİLASUN İsmail Gaspıralı'nın fikirlerinin tam bir tasnif ve tahlilini yapabilmek için onun Tercüman'da ve Tonguç, Şafak, Kamer, Ay, Yıldız, Güneş gibi küçük gazetelerde çıkan yazılarını toplayıp neşretmek lâzımdır. Aynı şekilde mühim kitaplarının da neşrine ihtiyaç vardır. Ancak bundan sonra Gaspıralı'nın bütün fikirlerine erişebilmemiz mümkün olur. Türk âlemine bu kadar büyük tesiri olmuş bir insanın, doğumundan 140 sene, ölümünden 77 sene geçtiği halde makale ve eserlerine sahip olamayışımız, teessüf edilecek bir haldir. Gaspıralı hakkında, G. Burbiel tarafından 1950'de Almanya'da; E.J. Lazzerini tarafından 1973'te Amerika Birleşik Devletlerinde yapılmış doktora tezleri de yayımlanmış değildir. Tercüman ve Gaspıralı İsmail Bey'in neşrettiği diğer mecmua ve kitapları da tam koleksiyon halinde Türkiye kütüphanelerinde bulmak mümkün değildir. O halde Gaspıralı'nın fikirlerini tetkik için şimdilik elimizde, kütüphanelerimizde mevcut çok az sayıdaki Tercüman nüshaları ile onun hakkında yazılmış makaleler ve birkaç kitap kalıyor. Bu kitaplar içinde ilk ve önemli olanı Cafer Seydahmet Kırımer'in 1934'te İstanbul'da neşrettiği Gaspıralı İsmail Bey adındaki eserdir.  İki ilim adamımızın son yıllarda neşrettiği iki eser, bu sahadaki boşluğu dolduracak kıymetli kitaplardır.  Bunlardan birincisi 1987'de Ankara'da Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından neşredilen, Prof. Dr. Mehmet Saray'ın hazırladığı Türk Dünyasında Eğitim Reformu ve Gaspıralı İsmail Bey adlı eserdir.  İkincisi, Doç. Dr. Nâdir Devlet tarafından hazırlanan...

Türkçe 15-12 Yenildi

Türkçe, 15-12 mağlup!     Türkçedeki ‘yabancılaşma’ ile birlikte tartışmalar da bitmek bilmiyor. Son tespitlere göre dilimizde 15 bin yabancı kelime bulunurken, diğer dillerde ise 12 bin Türkçe kelime var. Peki ne olacak bu Türkçenin hâli?     Türk dilinin âşıklarından Nihad Sami Banarlı, Türkçenin bir imparatorluk lisanı olduğundan hareketle, başka dillerle kelime alışverişini son derece normal karşılıyordu. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ketebe Arab’ın; kâtip, mektup bizimdir.” ifadesi de bu yaklaşımı destekliyordu. Geçen yüzyıllarda devasa bir imparatorluk coğrafyasına hükmeden Türkçe, hem binlerce kelime ihraç etti hem de binlercesini kendi potasında eriterek Türkçeleştirdi. Lakin küresel dengelerin değişmesiyle birlikte kültürde de Batı dünyasının boruları ötmeye başladığında Türkçe bambaşka bir tehlikeyle karşı karşıya geliyordu. Öte yandan 1930’lu yıllarda “dili özüne döndürme” amacıyla uygulamaya konan ‘arîleştirme’ projesi tepkileri de beraberinde getirdi. Peki Türkçemiz nasıl bir tehlike ile karşı karşıya? Dilde saflaşma gerekli mi, gereksiz mi; yoksa zararlı mı? Yabancı dillerden kelime alınmalı mı? Aksiyon bu konuda bir “mini uzman turu” yaptı. PROBLEM, KELİME İTHALİNDE DEĞİL 1930’lu yıllardaki “Türk dilini saflaştırma” çalışmalarının olumsuzluğuna inanan ve bugün hâlâ dilde saflaşmayı savunanları eleştiren Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Başkanı Doç. Dr. Hicabi Kırlangıç, “Dışarıdan müdahaleyle arîleştirme, tehlikelidir” görüşünde: “Yazarlar, yazdıklarında bu işlemi yaparlarsa daha iyi olur. ...

Türkiye Türkçesinde Saat Anlatımlarının Sözdizimsel Yapısı

  Yazan: Öğr. Gör. Muna Yüceol Özezen 1. Saptayabildiğimiz kadarıyla, kaynaklarda Türkçede saat anlatımlarının sözdizimi özellikleri üzerinde henüz durulmamıştır. Oysa günlük yaşamımızda büyük bir sıklıkla kullandığımız bu anlatım biçimlerinin üzerinde durulmaya değer birtakım özellikleri vardır. Bizim özellikle üzerinde durmak istediğimiz anlatım biçimi, zamanın, başına "saat" sözcüğü getirilerek anlatıldığı sözdizimsel birlikteliklerdir: Saat kaç? / Saat bir. / Saat yedi. / Saat 14.30. / Saat on bire yirmi var. / Saat sekizi çeyrek geçiyor. / Saat beşe beş kala / Saat on ikiyi on geçe / Saat on civarında.. gibi. Türkiye Türkçesinde zaman anlatımlarının, yalnızca bu biçimlerde sağlandığı da söylenebilir. Çünkü bunların dışındaki anlatım biçimleri, yukarıda verilen örneklerdeki "saat" sözcüğünün eksiltilmesinden başka bir şey değildir. [Saat] 13.15'te buluşalım. / [Saat] dokuza on var... gibi. Bu anlatım biçimlerinin Türkçede, ne zamandan beri kullanılmaya başladığı ve ne zaman yaygınlaştığı konusunda kesin bir yargıda bulunmak, Eski Anadolu Türkçesi ve Osmanlıca metinlerinin taranması ile elde edilecek sonuçların değerlendirilmesine bağlıdır. Eski Anadolu Türkçesi ile ilgili olarak taradığımız eserlerde bu tip anlatım biçimlerine rastlamadık. Bu dönemde metinlerde saat sözcüğü "zaman, vakit, an" anlamlarıyla ve sıfat tamlaması birlikteliği içinde isim olarak kullanılmıştır: Ol saat, heman saat, bir saat gibi. Ancak bu metinlerden birinde dikkati çeken "buçuk sâ'at" tamlaması (Özmen: 1984, s. 167), saat sözcüğünün, daha o zamanlardan başl...

Reklam Metinlerindeki Ortak Kavramlar/Olgular-Doç. Dr. Engin Yıl

  “Medyatik Dil Alanları: Reklamcılık Dili Üzerine Metin Dil Bilimsel Bir İnceleme” Doç. Dr. Engin Yılmaz (Türk Dili, sayı: 600 –Özel sayı-, Aralık- 2004) Bu araştırmada TV’de yayınlanan reklamlar üzerine; Metin  Dil Bilimi’nin (text linguistics) ilkeleri ve yöntemleri ışığında dil bilimsel bir inceleme yapılmıştır. TV Reklamları birer metin (text) olmaları dolayısıyla Metin Dil Bilimi’nin  Bağdaşıklık ve Tutarlılık ilkeleri doğrultusunda (1. Bağdaşıklık Görünümleri:   Kişi Zamirleri, Aynı sözcüğün yinelenmesi, Karşıt anlamlı sözcüklerin kullanılması, Aynı kavram alanından sözcüklerin kullanılmaları, Yapı Yinelemeleri (Paralelism) 2. Tutarlılık Görünümleri:  Özelleştirme, Sebep-Sonuç  İlişkileri, Amaç (Sebep) Bağlantısı, Zaman Bağlantısı “Şekil-zaman ekleri, zaman zarfları” incelemeye tabi tutulmuştur. Ayrıca, çalışmada TV’de yayınlanan reklamların kapsamlı bir iletişim sürecinin parçası ve sonucu olmaları dikkate alınarak; [ (Kaynak (Metin Üretici), Kanal (Reklam Ortamları), Mesaj (Bildirim), Hedef Kitle (Metin Çözücü) ] İletişim unsurları ve ilkelerinden ve bu iletişim sürecinde -özellikle daha etkin rol oynayan- Kaynak ve Hedef Kitle’nin psikolojik ve sosyal özellikleri göz önünde bulundurularak da Sosyal Psikoloji’nin verilerinden yararlanılmıştır. • Anlam Değişmecesi (6 reklamda tespit edilmiştir) % 6 Al Baraka Türkiye’nin kalbinde (Al Baraka Türk), Bizim Mutfak (Bizim Yağ), Bizim gibi lezzetlisi (Bizim Yağ), Halk’ın Kâse Margarini (Halk Kâse Margarini), Halk’ı seçmeni verdiği keyif (Halk Kâse Margarini), İsteyelim şu yoğurdu (Pınar Kaymaklı Yoğurt), Köy G...

Güneş Dil Teorisi – Zeynep Korkmaz

  Güneş Dil Teorisi – Zeynep Korkmaz Güneş-Dil Teorisi, Türk dilinin eskiliği ve başka dillere kaynaklık ettiği görüşünün dilbilim temellerine dayandırılabileceği görüşünden güç alan bir teoridir. 1934-1936 yılları, Atatürk’ün aynı zamanda Türkçenin ve öteki dünya dillerinin kökenine eğilme yönündeki çalışmalara ilgi gösterdiği yıllardır. Teorinin ilham kaynağı Viyanalı Dr. Hermann F. Kivergitsch’in Atatürk’e gönderdiği 41 sayfalık basılmamış bir incelemesidir. Bilindiği gibi, dillerin doğuşu konusunda dilbilimciler arasında birbirinden farklı görüş ve açıklama eğilimleri yer almıştır. Bazı dilbilimciler, ilk insanın konuşmasını çeşitli tabiat olayları ile ilgili sesleri taklit etme eğilimine bağlarken bazıları da bu konuda sosyoloji ve antropoloji yöntemine başvurmuşlardır. Viyana Üniversitesi’nde yetişmiş olan Kıvergitsch, sosyoloji ve antropoloji yöntemi ile elde ettiği bilgileri, S. Freud’un psikanaliz görüşleri ile birleştirerek dil akrabalıklarının araştırılmasında kullanmak istemiştir. Türk Dillerindeki Bazı Unsurların Psikolojisi adlı incelemesinde ileri sürdüğü teorinin özü, Türkçenin eskiliği ve başka dillere kaynaklık ettiği görüşünün bazı ses değişme ve gelişmelerine bağlanmasıdır. Bu temel görüşten yararlanarak Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili adlı kitapçığı hazırlamış olan Atatürk, teoriden iki şekilde yararlanmak istemiştir: a. Türk milletine; eski, köklü tarihi ile olduğu kadar, eski ve köklü dili ile de gurur duyabileceğinin aşılanması, b. 1932-1936 yılları arasındaki özleştirme çalışmalarında temel alınan tasfiyeciliğin frenlenmesi....

Türk Mitolojisinde “Demir Dağ” Motifi

  Göktürk’lerin dişi kurtlu   menşe efsanesinde, Demir-dağdan  pek söz açılmaz. Fakat tam mânâsı ile, Ergenekon efsanesinin daha güzel bir prototipidir. Güney Sibirya ve Altay’daki Türk mitolojisinde Demir-dağlara çok rastlanır. Meselâçocuklar kutsal bir taya biniyorlar. Tay çocukları aldığı gibi Demir-dağa gö­türüyor. Tann, Ak-Han’ın çocuklarına fenalık gelmesin diye atın ayaklarını kılıç yapı­yor. Bu sırada, Kalay-Han’ın, “40 boynuzlu boğa” sına rastlıyorlar ve boğayı öldürüp, geri dönüyorlar. Bazılarına göre bu demir dağ, Ak-Deniz’in ötesinde bulunuyordu 2. Bazı masallar ise dağdan bahsetmeyip, yalnızca “Çelik-bozkır” dan söz açarlar. Onlara göre, Çclik-Bozkırı da büyük bir denizin ötesinde imiş. Bazı masallarda ise, Demir-dağ’daki halkları yenmek için ordu gönderilir. Meselâ bunlardan birisi çok enteresan bir masaldır: “Vaktiyle bir ülkede büyük bir Han varmış. Tanrı bu Han’a, büyük denizi geçerek, Demir-dağ’daki insanlarla harbelmesini emretmiş. Han da. Tanrının bu emrini yerine getirmek için asker göndermiş. Askerler binbir güçlükle denizi geçip, Demir-dağ’a var­mışlar ve onlara savaş için geldiklerini söylemişler. Fakat onlar hiç oralı bile olmamışlar ve “savaş nedir?” diye de sormuşlar. Görülüyor ki, Demir-Dağ’da oturan anormal vücutlu (Stature deforme) insanlardı. Tıpkı Kaf veya Karnülbakar dağındaki Ye’cuc-Me’cuc’lar gibi. Bu konular üzerinde Han-nâme ile ilgili bölümümüzde geniş bilgi vardır.Bunlar döğ...

Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ÖZBAY | TÜRKÇE'NİN MATEMATİĞİ

  Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ÖZBAY | TÜRKÇE'NİN MATEMATİĞİ   Victor Hugo şiirlerini 40.000 kelime ile yazdı.Türkçe’yi en zengin kullananlardan Yaşar Kemal’in romanları 3.500 kelimeyi geçmez” görüşü çok yaygındır. Bu görüş haklıdır zira Türkçe’nin Fransızca’ya oranla daha az sözcük içerdiği doğrudur. İngilizce’ye, Almanca’ya, İspanyolca’ya oranla da daha az sözcük içeriyor olması gerekir. Ne var ki bu Türkçe’nin daha yetersiz bir dil olduğu anlamına gelmez! çünkü Türkçe az sözcük ile çok şey anlatabilen bir dildir ! Daha fazla sözcük içerse bunun kimseye zararı dokunmaz ancak, gereği yoktur.   Başka bir dilden Türkçe’ye çeviri yapan herkes sözlüğü açtığında, aralarında minik anlam farkları olan bir çok sözcüğün Türkçe karşılığında çoğu zaman aynı kelimeyi okur. Bu, ilk bakışta bir eksiklik gibi görünebilir, oysa öyle değildir. Çünkü yukarıda adı geçen diller kelimelerin statik olan anlamlarını öğrenmeye, Türkçe ise bu anlamları bulup çıkarmaya, yani dinamik anlamlandırmaya dayalıdır. Türkçe’de anlamları sözlükteki tanımlar değil, kelimelerin cümle içindeki konumları belirler. Tam bu noktada, Türkçe’nin, referans olmak üzere sadece gerektiği kadarı sözlüklere alınmış, sonsuz sayıda kelime içerdiği bile öne sürülebilir.   İngilizce-Türkçe sözlükte “sick”, “ill” ve “patient”ın karşısında hep “hasta” yazar. Bu bağlamda ingilizce’nin &u...

Türk Dilinin Yaşı Sorunu

  Türk Dilinin Yaşı Sorunu Türklük bilimi konuları içinde, birçok farklı görüşün ve tezin ileri sürüldüğü konulardan biri deTürkçenin kaç yaşında olduğudur. Ortaya atılan görüşler içinde, kuşkusuz dikkate değer olanlar vardır; fakat biz, bu alanda çok önemli bir gelişme sağlayarak Türkçenin tarihi gelişimi hakkında farklı bir ivme kazandırmayı başaran Osman Nedim Tuna’nın çalışmasını temele alarak, siz değerli araştırmacılarımızı bilgilendirmeye çalışacağız. “Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi ve Türk Dili’nin Yaşı Meselesi” adlı eserinde, Prof. Dr.Osman Nedim Tuna, 168 sözcükteki türlü ses denklikleri çerçevesinde ele almakta ve “Sümerlerle Türkler arasında dil bakımından tarihi bir ilgi bulunduğu konusu bu 168 sözcük ve gerekli açıklamalarla kanıtlanmıştır.” demektedir. Bu konuya daha önce yayımladığım “Türkçe – Sümerce İlişkisi”  adlı yazımda, bu konuya değinmiştim. Türk dilinin yaşı hakkındaki çalışmalarıyla Tuna, yaptığı belirlemelerin sonucu olarak, “Bugün yaşayan dünya dilleri arasında, en eski yazılı belgeye sahip olan dil, Türk Dili’dir. Bunlar Sümerce tabletlerdeki alıntı sözcüklerdir.” biçiminde çok önemli bir yargıya varmıştır. Tuna, söz konusu eserinde Türklerin M.Ö. 3500’lerde Türkiye’nin doğusunda bulunduklarını ve Türk Dili’nin zamanımızdan 5500 yıl önce ayrı ve iki kollu bir dil olarak yayıldığını iddia etmekte ve “Eğer doğuştan Sümerlerle temasa geldikleri zamana kadarki çözülme hızı sabitse, İlk Türkçe veya Ana&nb...

Gelin “Türkçeyi” Yok Edelim!

  Gelin “Türkçeyi” Yok Edelim! Başlığı yanlış okumadınız, artık topluca Türkçeyi yok etmeye çalışıyoruz. Mademki Türkçeyi korumayı beceremiyoruz ve özentiliğimiz yüzünden Türkçeyi her gün biraz daha köreltiyoruz, o zaman en iyisi bu dili kökten yok edelim ve Türkçeden çok daha güzel olan bir dili (İngilizceyi) kullanmaya başlayalım. Böyle yaparsak ne Türkçe için dertlenecek bir kişi kalır ne de korumak zorunda olduğumuz bir dil. Geleceğimiz (yani İngilizceye kavuştuğumuz gün), çok güzel olacak. Şimdi öncelikle bu yazıyı Türkçe yazdığım için özür diliyorum; çünkü pat diye diğer dile geçemeyiz. Sonuçta akıllı insanlarız ve Türkçeyi bir anda yok etmeyi düşünmüyoruz. Zaten bunu yapmamız çok zor olur. Biz önce toplumu bizim gibi düşünmeye çağıracağız, sonra biraz baskı uygulayıp her şeyi İngilizce yapacağız ve bir süre sonra İngilizce kendiliğinden Türkçeyi ezip geçecek. Böylelikle şu ezik, güçsüz ve değersiz Türkçeden kurtulacak ve artık bütün dünyanın iletişim dili hâline gelen, şanlı İngilizceye kavuşmuş olacağız. Ahh, şimdi bile o günleri düşündüğümde heyecanlanıyorum. Bu yazıyı Türkçe yazmak zorundayım; fakat kurallara bu kadar da dikkat edilmez ki canım! Şu yazıyı biraz çarpıtarak işe başlayalım. En azından Türkçe (tüh, yine büyük harfle yazdım şu dili) karakterleri kullanmayız başlangıçta. Sonra “k” yerine “q“; “v” yerine “w“, “ş” yerine “sh“; “ç” yerine “ch” harflerini kullanmay...

Yunus’a da ‘terbiye’!

Yunus’a da ‘terbiye’! Halk ozanı Yunus Emre ’nin 10. sınıf ‘Türk Edebiyatı Ders Kitabı’nda yer verilen ilahisindeki “Cennet cennet dedikleri/Birkaç köşkle birkaç huri/İsteyene ver onları/Bana seni gerek seni” dörtlüğünün, kitabın yayınevi olan Fırat Yayıncılık tarafından ‘sansürlendiği’, kitabı inceleyen Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu’nun da sansürlenmiş hali “Şiirden beklenen kazanımları sağladığı” görüşüyle onayladığı öğrenildi.  Evrensel gazetesinin pazar günü manşetten duyurduğu haberde, Türk Edebiyatı dersinin lise 2’nci sınıflarda okutulan kitabında Yunus Emre’nin ilahi türündeki şiirine yer verildiği, ancak Yunus’un söz konusu şiirinin 8 kıtadan oluşmasına karşın 7 kıta olarak kitaba yansıdığı bilgisi yer almıştı. Cemil Geçmen ve Yeliz Bursalıoğlu tarafından hazırlanan ve Fırat Yayıncılık tarafından basılan ders kitabında şiirin, “Cennet cennet dedikleri/Birkaç köşkle birkaç huri/İsteyene ver onları/Bana seni gerek seni” mısralarının bulunduğu kıtası sansürlenmişti. Konuyla ilgili soruları yanıtlayan, Fırat Yayıncılık şirketinin sorumlusu Mukadder Güvener ise ‘kitabın, Talim Terbiye Kurulu’ndan onaylı olduğunu’ söyleyerek yayınevini savunmuştu.  Edinilen bilgilere göre Yunus’un şiirinin kitapta eksik yer almasının sebebi yayınevi. Kitabı hazırlayan Fırat Yayıncılık, söz konusu şiirin 1 kıtasını kitaba koymazken, Milli Eğitim Bakanlığı’nda kitapların incelendiği birim olan Talim ve Terbiye Kurulu da kitabı bu haliyle onayladı.  MEB ‘kazanımlara’ bakmış  Bakanlık, onaylama gerekçesini, “Şiirden beklenen kazanımların, söz konusu eksik haliyle de sağlanması” olarak g&ou...

Oğuzhan Yılmaz

<a title="Oğuzhan Yılmaz" href="http://www.belgeler.com/blg/322d/ouzhan-yilmaz"    style="margin: 12px auto 6px auto; font-family: Helvetica,Arial,Sans-serif; font-style: normal; font-variant: normal;    font-weight: normal; font-size: 14px; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;    -x-system-font: none; display: block; text-decoration: underline;">Oğuzhan Yılmaz</a><object id="blg_322d" name="blg_322d" height="600" width="100%" type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.belgeler.com/ext/belgeler_v_e.swf" style="outline:none;" ><param name="movie" value="http://www.belgeler.com/ext/belgeler_v_e.swf" style="outline:none;" >/ext/belgeler_v_e.swf"><param name="wmode" value="opaque">            <param name="bgcolor" value="#ffffff"><param name="allowFullScreen" value="true">            <param name="allowScriptAccess" value="always"><param name="FlashVars" value="id=322d&embed=true&key=a258fb3dd22a6623cb827439691441c2"><embed id="blg_322d" name="blg_322d" src="http://www.belgeler.com/ext/belgeler_v_e.swf?id=322d&embed=true&key=a258fb3dd22a6623cb827439691441c2" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always"            allowfullscreen="true" height="600" width="100%" wmode="opaque" bgcolor="#ffffff"></embed></object>