Yönlendiriliyorsunuz!

Yeni güncemize yönlendiriliyorsunuz. Arama kısmından istediğiniz gönderiye ulaşabilirsiniz

>

Türkçe Zeka / Nazlı Rânâ GÜREL

TÜRKÇE = ZEKÂ Nazlı Rânâ GÜREL Türk Yurdu Dergisi Ocak 2015 - Sayfa: 32 “Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir.  Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk Dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin.  Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” 2 Eylül 1930 M. Kemâl Atatürk Türkçe, son yıllarda dünyada üzerinde en çok araştırma yapılan dillerden bir tanesidir. Türkçenin gramer yapısının mantığa uygunluğu, dilin ezber metodu ile değil, mantık yürütülerek öğrenilmesi bilim adamlarını, Türkçenin mükemmelliği konusunda hayrete düşürmektedir. Amerika’da, Viskansın Üniversitesinde görev yapan Prof. Dr. Kemal Karpat, Amerika’da dil bilim ile ilgili bölümü bulunan bütün üniversitelerde Türkçeye büyük önem verildiğini, gramatikal yapısının büyük bir hayret ve beğeni ile incelendiğini ve bir dilin nasıl bu kadar sağlam bir mantığa, mükemmeliyete sahip olabileceği düşüncesinin Türklere ve Türkçeye karşı bir hayranlık (yanı sıra kıskançlık) uyandırdığını belirtiyor. Bu ilgi ve hayranlık yalnızca Amerika’ya mahsus değil. Avrupa’da da Türkçe husûsunda ciddi çalışmalar var. Geçmiş yıllarda üç yaşına kadar olan çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmada; Ana dili Türkçe olan çocuklarda bu yaş grubunda diğer milletlerin çocuklarına göre zekâ seviyesi, kavrayış kabiliyeti olarak daha önde oldukları tesbit edilmişti. Çocuğun gelişiminde ilk &...

Dilin Oluşumu

Dilin nasıl oluştuğunu kesin olarak bilebilmenin bir yolu yoktur. İzleri yarım milyon yıl öncesine kadar dayanan insan yaşamına bakıldığında insanların bu işi nasıl geliştirdiklerine dair bir kanıt bulunamamıştır. Bu kanıt boşluğunda bir çok teori ortaya atılmıştır. 1) Tanrısal Teori: Allah Adem'i yaratmıştır ve Adem'in seslendirdiği her canlının ismi o olmuştur. Bir Hindu inanışına göre lisan evrenin yaratıcısı Brahma'nın eşi tanrıça Sarasvasti'den gelmektedir. Bir çok dinde insanların lisanları ile yaratıldıkları inancı vardır. Teoriye göre insan denilen varlık tek bir atadan gelmişse, insanla birlikte gelişen dil de tek bir kökenden gelmiş olmalıdır 2) Yansıma Teorisi: İlk insanlar, çevrelerindeki sesleri taklit ederek ilkel dilleri oluşturmuşlardır. Modern bütün dillerde doğal ses yansımalarına karşılık gelen kelimeler bulunmaktadır. Bu da yansıma teorisini desteklemektedir. İngilizcede splash, boom, bang bu tür yansıma kelimelerdir. Buna rağmen somut olmayan, ses olgusuna sahip olmayan kelimelerin oluşumunu bu teori ile açıklamak zordur. 3) Ünlemler Teorisi: İlk insanlar, korkularını, acılarını, sevinçlerini, ruh hallerini dışa vuran sesler oluşturmuşlar, böylece dil oluşmuştur. 4) Birlikte İş Teorisi: İlk insanlar, işleri birlikte yapmaya başlamışlar, birlikte tempo oluşturmuşlardır. Dilin Özellikleri 1) Dolayımsallık: Dil hem bir malzeme, hem de bir araçtır. İhtiyaç, duygu, düşünce vb. bildirirken kullandığımız dil; kelime hazinesi, söz dizimi gibi ögelerle kendi malzemesini sunar. 2) Toplumsallık: Dillerin varoluşu toplumlarla mümkündür. Diğer bir deyişle dil, toplumsallığın, birlikte yaşayışın bir sonucudur. 3) Bireysellik: Dilleri geliştiren, zenginleştiren, bu dili konuşan "insan" faktörüdür ve dili kullanma "tarzları&quo...

Dillerin Oluşumu ve Teorileri

  Dillerin Doğuşu / Ortaya Çıkması Dilbilimle, dil konusuyla ilgili olalım olmayalım, hemen hepimiz zaman zaman kendi kendimize “Acaba dil nasıl doğmuştur, dünyada en eski dil hangisidir?” diye sormuşuzdur. Çok eskiden beri, pek çok kimsenin zihnini kurcalayan ve günümüze gelinceye kadar birçok araştırıcının üzerinde çaba harcadığı dilin doğuşu sorununun değişik yönleri, aydınlatılması gereken noktalan vardır: — Acaba konuşan ilk insan ne zaman yaşamıştır; insan dilinin tarihi nereye kadar götürülebilir? — tik konuşmalar ne biçimde gerçekleşmiş, anlaşma nasıl bir dille sağlanmıştır? — Diller tek bir kaynaktan mı, yoksa başka başka kaynaklardan mı türemiştir?… gibi. Birbirleriyle yakından ilgili bu sorunların, bugün de kesinlikle aydınlatılabildiğini söyleyecek durumda değiliz. Ancak bugüne değin birtakım ilerlemeler olmuş, ilgi çekici yargılara varılmış, varsayımlar ileri sürülmüştür. Biz, bütün bunların aydınlatabildikleri noktaları, kabul edilebilecek yönlerini belirteceğiz. Şurasını özellikle belli etmek gereklidir ki, konumuzun kesinlikle açıklığa kavuşmasını güçleştiren, hatta bunu zaman zaman olanak dışı bir duruma getiren gerçeklerden biri, yazıma ve elimizdeki en eski yazılı  belgelerin, çok yeni bir evreye ait olması, insanlık tarihinin ancak çok yakın bir evresini aydınlatabilecek durumda bulunmasıdır, örneğin en eski belgeler sayılan, Sümercenin yazılı metinleri, bundan ancak 5500 yıl öncesine kadar uzanmakta, Türkçenin en eski ürünleri -bir çok dilden daha eski olmalarına karşın- ancak M.S. VII.-VIII. yüzyıla kadar gitmektedir. Halbuki yapılan en son araştırmalar, ilk insanların bundan 1 milyon...

TÜMCENİN ÖGELERİ

Ücretsiz demo hesap açın internet üzerinden kazanç elde etmeyi öğrenin. Forex nedir videosunu izleyerek öğrenmek için tıklayın TÜMCENİN ÖGELERİ Bu konuyu anlayabilmek için öncelikle tümcenin ve ögenin ne olduğunu bilmek gerekir. Tümce ya da cümle sözcüğünü inceleyelim. Tümce; tüm olmuş, tüme yakın anlamındadır. Cümle de cem olmuş, toplanmış, bir araya gelmiş demektir. Öge ise bir bütünü oluşturan her bir parçadır. İşte bu konu, bir bütün olan cümlenin her bir parçasını tek tek incelemekle öğrenilebilir. Bir ev düşünün. O ev bütün parçalarıyla bir bütündür. Kapısıyla, odalarıyla, mutfağıyla, yunağıyla… Bu ev bizim tümcemiz olsun. Bir de şunu düşünelim. Bir eve girebilmek için kapıya gereksinim duyarız. Evine camdan ya da çatıdan giren var mı? Güç durumlar dışında kimsenin böyle bir davranış sergilediğini düşünmüyorum. Bir evde salonun olması zorunlu değildir. Yunağı olmasa da olur. Ancak kapısız ev olmaz. Öyleyse bir evin olmazsa olmazı kapıdır. Bu düşünceyle tümcenin olmazsa olmazı da yüklemdir. Evin her şeyi tam olsun ancak bir kapısı yoksa o ev eksiltili bir ev olur. 1) YÜKLEM Yüklem kavramını inceleyecek olursak göreceğiz ki yüklem “yükü üstüne alan, yüklenen, yükü taşıyan” ögedir. Bir ocak düşünün. Ocağın bütün yükü babada ise herkes sorularını babaya sorar ve babanın verdiği yanıta göre biçim alırlar. İşte yüklem de bu biçimde diğer ögelerin sorularını dinler ve onlara yanıt verir. Demek ki bütün ögeleri bulabilmek demeli tümceyi çözebilmek için b&uum...

Göktürk Alfabesinin Kökeni

  Göktürk alfabesindeki harfler dikkatle incelendiği zaman, Türklerin günlük yaşamda kullandığı nesnelerin yazıdaki hâli gibi olduğu anlaşılabilir. Özellikle “O” (ok) ve “Y” (yay) gibi, benzetilen nesneleri hem görsel olarak hem de ses açısından birebir karşılayan bu harfler, Göktürk alfabesinin TÜRKlere ait olduğunu da kanıtlamaya yeterlidir. Çünkü harflerin görüntüsü ile karşıladıkları ses arasındaki benzerlikler, üzerinde durmaya değecek kadar önemlidir. Bir benzerlik, rastlantı olarak kabul edilebilir. İki benzerlik, tesadüf olarak nitelendirilebilir. Fakat aşağıda sıralanan 11 benzerlik (fazlası da var), bunun bir tesadüf olmadığını söylemeye yeterlidir. Harflerin günlük yaşamdaki nesnelerden hareketle oluşmuş olmaları, Göktürk alfabesinin bir “resim yazısı” (hiyeroglif) oluşturan harflerin devamı olabileceği konusunda da bizi düşündürmektedir. Şimdi kısaca, o harfleri inceleyelim: Yukarıda Göktürk alfabesindeki harflerin Türk yaşantısıyla ne düzeyde iç içe olduğu apaçık görülüyorken, bir alfabe yaratma işini Türk ulusuna yakıştırmak istemeyen batılı bilim adamları Orhun alfabesini Soğd, Pehlevi, İranî, Aramî veya doğrudan Sami kaynaklı gibi kabul etmişlerdir. Batıda Göktürk yazısını “runik” yazı diye nitelendiren dil bilimciler, bu yazının Slav kökenli olduğunu bile kanıtlama yoluna gitmişlerdir. Fakat bu tezlerin tamamı, doğru temellerden yoksun olmaları nedeniyle çürümüştür. Biz yukarıdaki açıklamaların ve bir bakıma “tamga” özelliği taşıyan harfler ile Göktürkler‘in günlük yaşantısında önemli yer tutan nesneler aras...

Göktürkçe Kılavuzu

  Göktürkçe Kılavuzu     Göktürk Yazıtları; Türklerin bilinen ilk yazılı belgeleridir. Orkun ırmağı yanıñda bulunduğu için Orkun Yazıtları adı ile de anılır. 1893 yılında Danimarkalı dil bilimci Vilhelm Ludvig Peter Tomsen tarafından, Rus Türklük bilimcisi Vasili Vasilyeviç Radlof'uñ yardımıyla çözülmüş ulayı aynı yılın 15 Aralık günü “Danimarka Kağanlık Bilimler Kurumu'nda” bilim yertinciñe açıklanmıştır. Özellikleri :  Arapça gibi sağdan sola yazılır. Lâtin damgalarında olduğu gibi büyük, küçük damga ayırımı yoktur. Sözcükler arasına boşluk konmaz; ayırmak için “:” imi kullanılır. Aynı oğurda tümce sonlarına da “:” imi konur. Eski Türkçede “C, F, Ğ, H, J, V” sesleri olmadığından, bunların simgeleyen damgalar da yoktur. Damgalar kalın-ince olmak üzere nitelenmektedir. “d” sesiyle sözcük başlamaz. Türkçede “d” ile başlayan sözcükleriñ tümü “t” sesi ile karşılanır.demir > temir,    düzen > tözen “g” sesiyle sözcük başlamaz. Türkçede “g” ile başlayan sözcükleriñ tümü “k” sesi ile karşılanır.gelir > kelir,     gezegen > kezegen “h” sesi yoktur, yazılmak istenirse bunu karşılayan ses “k” dir. Bunuñ yanıñda “f” sesiñi “p” simgelerken, “v” sesi için “b” kullanılır. Buñlar varsayım/taplama olmayıp, oğur içinde oluşan evrilmeleri...

Çiçek ve Renk Adlarına Dair – Beşir Ayvazoğlu

  Çiçek ve Renk Adlarına Dair – Beşir Ayvazoğlu   Şu söz yanılmıyorsam Sait Faik‘e aittir.  “Çiçek ve balık adlarını bilmeyen hikâye yazamaz.”  Bu çok doğru sözdeki “çiçek” kavramı “bitki” olarak genişletilip renk adları da ilâve edilirse, bence daha kavrayıcı bir prensip elde edilmiş olur. Kırsal bölgelerden şehirlere doğru gittikçe hızlanan göç ve buna paralel olarak yaşanan şehirleşme, toprakla aramızdaki ilişkileri iyiden iyiye bozdu. Çocuklar bir tutam yeşilliğe ve “bir avuç gökyüzü”ne hasret, daracık apartman dairelerinde şuuruna varamadıkları bir kâbus yaşıyorlar. Ne bitkileri tanıyorlar, ne böcekleri, ne kuşları, ne de birkaçı dışında-diğer hayvanları. Bırakın kırlarda yetişen binlerce bitki çeşidinin adlarını, bir anket yapılsa , bir çırpıda beş-on çiçek adı sayan kaç kişi çıkar merak ediyorum. Elbette bu olumsuz gelişmede Türkçedeki daralmanın ve fakirleşmenin payı da büyüktür. Hadi itiraf edelim; artık çocuklarımız ana dillerini de öğrenemiyorlar. Konuştukları,Türkçenin karikatüründen başka bir şey değil. Bana öyle geliyor ki, bitki, böcek, kuş ve renk adları, dillerin gizli hazineleridir; onlara bakarak bir halkın hayal gücü, tabiatla ilişki biçimi dünya görüşü ve realite kavranışı hakkında açık seçik fikirler edinilebilir. İnanmazsanız, Turhan Baytop’un Türkçe Bitki Adları Sözlüğü‘nü açıp bakın. Türkiye’de yetişen bitkiler, Türkçe bitki adları ve bitkiler etrafında oluşan kültür hakkında önemli araştırmaları olan Baytop Hoca 1994 yılında T&...

Türkçe: Barak

Türkçe: Barak Sümerce: Barak Arapça: Burak İslam inancında Hz. Muhammed'in Miraç gecesi binek olarak "Burak" adında bir yaratığa bindiğine inanılır. Bu inanç biz Türklere hiç de yabancı değildir. Çünkü Oğuz Kağan destanında geçen İt-Barak diye bilinen bir Türk boyundan söz edilir. Bunlar Batı Türkleridir. Bu boy Barak'ı kutsal sayardı. Kamlar (din adamları) Cennet'ten gelen Barak adındaki kuş ile köpek karışımı çok hızlı koşan ve uçabilen bir yaratığa binerek uçabileceklerine, Gök Tanrı'ya ulaşabileceklerine inanırlardı. Daha sonra söz konusu Barak adındaki bu kutsal yaratığın Türklerde bozkurtun kutsallaşması ile ilgisi olduğu savı vardır. Sümerlilerin Orta Asya'dan göç eden bir kavim olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu inancın aynısının Sümerlilerde de olması rastlantıyla açıklanamaz....

AÑ SÖZCÜĞÜ

AÑ SÖZCÜĞÜ Türkçede "añ" (ñ: genizsi n sesi) sözcüğü "akıl, zihin, kavrama yeteneği" gibi anlamları olan bir kök sözcüktür. Günümüzde bu sözcükten türemiş birçok sözcük kullanmaktayız. Bu sözcükten türeyen bazı sözcüklere örnekler: an- anı anımsa- (hatırlamak anlamında) andır- anıt (anmaya yarayan nesne anlamında) anık (akıl kullanılarak yapılmış, hazır anlamında) anıkla- (hazırlamak anlamında) andaç andıç anıl anıl- angut (anlaması kıt anlamında) anlak (zihin anlamında) anlam (mana anlamında) anla- anlat- anlatım anlatı anlatış anlattır- anlayış anlaş- anlaşma (karşılıklı anlama anlamında) ant (anlayarak söz vermek anlamında) antlaşma anda (kankardeş anlamında) andaş (hemfikir anlamında)...

"Kan ağlamak." deyimi sadece mecaz değilmiş demek ki.

"Kan ağlamak." deyimi sadece mecaz değilmiş demek ki.

Yükünmek / Yükünç

Yükünmek / Yükünç Güncel Türkçe Sözlük’te “saygı göstermek için birinin önünde eğilmek, yere kapanmak” olarak tanımlanmıştır. Kökenine bakacak olursak ilk kez Orhun Yazıtları’nda geçer: Bilge Kağan Yazıtı’nda 4; Kül Tiğin Yazıtı’nda 3; Tonyukuk Yazıtı’nda 2 değişik yerde ( toplamda 9 yerde)şu biçimde geçer: “Dizliyi çöktürmüş, başlıyı yükündürmüş (baş eğdirmiş).” Yükün sözcüğü 1172 yılında yazılan Divanü Lügat’it Türk’te de geçmektedir. Kaşgarlı Ata, yükün- sözcüğünü şöyle tanımlamıştır:  “Kul, Tenğrige yükündi. (Kul, Tanrıya secde etti/eyledi.)” Bunun yanında Divanü Lügat’it Türk’te “yükünç” sözcüğü de geçmektedir. Yükünç, “namaz, ibadet, baş eğmek” olarak tanımlanmıştır. Kaşgarlı, yükünç sözcüğü için şu örneği vermiştir: “Ol, yükünç etti. (O, namaz kıldı.)” Biçim olarak incelersek; Yükün- eylemi, yük- eyleminden türemiştir. Yük eylemine gelen -(ü)n, dönüşlülük ekidir.  Yükünç sözcüğü de yükün- eylemine –ç yapım eki getirilerek türetilmiştir. Buradan iki çıkarımda bulunabiliriz: Birincisi, Göktürk Yazıtları'nda yalnızca yükün- eylemi geçerken Divanü Lügat'it Türk'te yükün eylemine ek olarak yükünç sözcüğü de geçmektedir. Bu da gösterir ki sözcük türetmek uydurmacılık değildir. Türk&cc...

KÖK ÇEŞİTLERİ, ÖZELLİKLERİ

-Ad (isim) Kökleri : Örnek : el, oda, ot, balık, pat, fıs, cız -Eylem (fiil) Kökleri : Örnek : koş-, git-, bak-, sus-, aç- -Ortak (ikili) Kökler : Örnek : barış, güven, eski, boya, sıva, damla Örnek: Bir damla su bile kalmadı. Ad Çeşme sabaha kadar damladı. ... ...Kaynak : bilgihazine.blogcu.com

Yapım Ekleri ve Görevleri

  Yapım ekleri, mevcut kelimelerden (isim ve fiil köklerinden) farklı ve yeni anlamlı kelimeler türetmeye yarayan eklerdir. Nesneleri karşılayan isimlerle hareketleri karşılayan fillerin kökleri farklıdır: Gel-(-mek,-dim, -miş...) Baba(-m, -lar, -dan)  Birbirine yakın olan nesne ve hareketlere ait kelimeler aynı kökten türeyen kelimelerdir. Bu bakımdan türemiş kelimelerin kökleriyle mutlaka bir anlam ilişkileri olmalıdır: baş, baş-la-, baş-ar-, baş-ar-ı sev-, sev-il-, sev-dir, sev-in, sev-inç, sev-gi göz, göz-lük, göz-cü, göz-cü-lük, göz-lük-çü-lük...  Yapım ekleri isim ve fiil köklerine gelerek yeni isimler ve filler türetirler. bu ekler kökten hemen sonra gelirler. Çekim ekleri yapım eklerinden sonra gelir: bil-gi-ler, bil-dir-di; göz-le-meliyim, göz-lük-ten...  Bu türemiş kelimelerden de tekrar yeni kelimeler türetilebilir: bil-gi-li,bil-dir-i göz-lük-çü, göz-lük-çü-lük...   Bu bakımdan yapım eklerini iki başlık altında inceleyebiliriz: İsim yapan yapım ekleri: İsimden isim yapan ekler ve Fiilden isim yapan ekler Fiil yapan yapım ekleri: İsimden fiil yapan ekler ve Fiilden fiil yapan ekler 1. İsim Yapan Yapım Ekleri İsim veya fiil kök ve gövdelerinden yeni isimler türeten eklerdir. Türkçemizde sıkça kullanılan yapım ekleri şunlardır:  a. İSİMDEN İSİN YAPAN EKLER -lİk Yer isimleri yapar: kömürlük, kitaplık, tuzluk, odunluk, ağaçlık, zeytinlik, çöplük... Alet ve araç isimleri yapar: başlık, kulaklık, gecelik, gözlük, önlük... Topluluk isimleri yapar: gençlik, insanlık, Türklük...  Soyut isimler yapar...

Yakut (Saha) Turk Dili

http://www.facebook.com/Turkce.Gonulluleri

Ustad Şehriyar

SÖZ : SEHRIYAR SAZ : HETEMLI Hayatı [değiştir]1906'da Tebriz'de doğdu. Babası Mirza Ağa Hoşgenabî, bir avukattı. İlk öğrenimini doğduğu şehirde tamamlayan şair,  Medrese-i Talibiye'de aldığı Arapça ve Arap edebiyatı eğitiminin yanı sıra, Fransızca öğrendi. 1921 yılında Tahran'a gelerek Dar-ül Fünun okulunda tıp eğitimi almaya başlar. 1924 yılında aşkının peşinden Horasan'a gider. 1935 yılında Tahran'a geri dönerek İran Ziraat Bankasında çalışmaya başlar. Şehriyar 1929 yılında önsözünü dönemin ünlü şairlerinden olan Bahtiyar, Nafisi ve Muhammed Tagri Bahar'ın yazdığı ilk şiir kitabını neşreder. Şiirlerinde ünlü şair [[Hafız,Sedi,Fizuli,M.P.Vaqif,M.E.Sabir ve s.-den  etkilenmeler mevcut olan şair, ana dilinde kaleme aldığı Heyder Babaya Salam şiiri ile Türkiye'de ve Sovyetler Birliğindeki Türk Cumhuriyetlerinde de büyük bir üne kavuştu. 1951 yılında Haydar Babaya Selam şiir kitabını yayımladı. (Haydar Baba, köyünün üstünde kurulu olduğu dağın adıdır.) Şehriyar İran'da 1979 yılında yapılan İslam devrimini destekledi. Tahran'da Mehr hastanesinde akciğer iltihabı ve kalp yetersizliğinden 18 Eylül 1988 yılında vefat eden şairin ölüm günü, O'nun anısına,  İran'da Milli Şiir Günü olarak kutlanmaktadır. Şairler Türbesi, Tebriz  Şehriyar'ın Türbesi, TebrizŞehriyar Azericeyle şöyle demiş: [kaynak belirtilmeli] Türkün dili tek (gibi), Sevgili istekli dil olmaz Özge (başka) dile qatsan(katsan), bu esil (asil, öz) dil esil olmaz Heyderbaba'ya selam Heyder Baba, ildirimlar sakanda,  Seller, sular sakkildayib akanda,  Kizlar ona saf baglayib bakanda,  Selâm olsun sevkatize, elize,&nb...