Yönlendiriliyorsunuz!

Yeni güncemize yönlendiriliyorsunuz. Arama kısmından istediğiniz gönderiye ulaşabilirsiniz

>

MESNEVİ 'DEN

Bir gün, bir bilge, kendi türleriyle uçmayı reddeden  iki ayrı cins kuşa rastlar yol kenarında... Hayli merak eder bu iki farklı yaratığın nasıl olup da kendi aileleriyle, ait oldukları yerlerde yaşamak istemediklerini nasıl olup da bir 'yabancı'yı kendi kardeşlerine yeğlediklerini.Biri karga,biri leylek... O kadar farklıdır ki kuşlar ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine Öyle ya , karga dediğin kargalarla uçmalıdır,leylek dediğinse leyleklerle... Yaklaşır merakla izler kuşları. Ta ki her ikisininde topal olduğunu keşfedinceye kadar.O zaman anlar ki, birlikte kaçar birlikte uçar, birlikte yaşar beklenenlerin yanında tutunamayanlar...O zaman anlar ki sahip  oldukları değil, sahip olamadıklarıdır kimilerini birbirine yakın kılan... Topal kuşlar birbirlerinin arızalarını bilir ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine...! Hz. Mevlana (Mesnevi 'den alıntı)    Topal kuşlar birbirlerini bulurlarda bulmasına nereye kaçabilirler ne kadar uzağa? ilk bakışta sanılabilir ki aslında her yere gidebilirler... Benzerlerinden uzak olmak kaydıyla...   ...

Birtakım İnsanlar

  Birtakım İnsanlar Gece saat on ikiyi on geçiyor.Taksim’de saatin altında tramvayı bekliyorum. Öyle olmasa, bu kadar ince eleyip sık dokumaya lüzum görmez; vakit gece yarısını geçmişti, derdim. Epey oluyor. Baharın bu soğuk günlerinde, şu devam eden kıştan bir buz gibi gece, hatırıma geliyor. O zamanlar daha Camlı Köşk’ün camları ve hanende ilânlarının mavi ışığını üşüterek geçen buz gibi bir rüzgâr esiyordu. Benimle beraber belki ona yakın insan, gördükleri herhangi bir filmin rüyasını ayakta görüyor ve yataklarının ümit, hayat, güzel günler veyahut uykusuz, muharebeli geceler, sığınaklar düşündüren ılıklığına bir an evvel kavuşmak için bir türlü gözükmeyen tramvaya sabırsızlanıyorlardı. Ağzımdan su buharı fışkırıyor. Birbiriyle konuşanların arasına bir sis tabakası seriliyordu. Yatak şimdi bütün insanlar için, ekmek kadar azizdir. Yatak bir sevgili, yatak hatıra, yatak çocukluk, güzel rüya, yatak bir bahar, bir deniz kenarı, bir egzotik memleket; bu saniyede insana, dostlarım, yatak ne değildir ki… Burnum yastıkta yorganım ağzım hizasında kirpi gibi büzülmüşüm; dalmak üzereyim: Bir şeyler, birtakım kuşlar tüylerini döküyor, bir ılık su damlıyor, içimi yıkayan bir çeşme var… Tramvay hâlâ yok. Biraz daha yerimde yatağımı, uykuyu düşünsem belki de uyuyuvereceğim. Donmak üzere olan insanların tatlılığını içimde duymaya başladım. “Bari gideyim şu açık pastanede bir ıhlamur içeyim de sonra yatarım,”dedim. Bir iki adım atmamıştım ki önüme bir adam dikildi. Rüzgârdan yalnız bir karartı gördüm. Sonra yüzüne doğru bir hortumdan çıkar gibi bir duman yayıldı: Adam kon...

________Hissetmek_______

Rüzgarım savurdun beni bilinmeze, yağmura eş şimdi ruhumun gözyaşları..Takatim kalmadı hiç, sen esmessen nasıl tutunurum göklere.. Öylesine avare, öylesine bedbaht ki kelimelerim.. Yalnızlık kaleme sustu, ağlıyor şimdi kanatlarım... Uçmak konmak ruh semana...Kara bulutları,,, süpürmek bir çırpıda... Dualar kanatlandı uçuyor rüzgara eş.. Nasıl anlatsam garip bir acıydı yüreğime dokunan,,, hislerim yanıltmadı.. Bilmediğim çaresizlikler akıyordu.. Dilim hiç durmadan mırıldanıyor, yaradana ...... ...Kaynak : hskurt.blogcu.com

Yıldız Tozu-Mustafa Kutlu

  YILDIZ TOZU Yaz gecesi.  Berrak bir yaz gecesi. Yıldızlar gökyüzünden yere inmiş sanki. Sanki elini uzatsan tutulacak gibi.  Kardeşim Kenan’la damda yatıyoruz.  Sırtüstü yatmış yıldızlara bakıyoruz.  Hiç konuşmuyoruz.  Gece kuşları kesik kesik ötüyor, arada bir uzaklardan köpek sesleri geliyor.  Kenan aniden:  — Abi!  — Hı!  — Gökte herkesin bir yıldızı varmış diyorlar, doğru mu?  — Bilmem, doğrudur belki.  — Benim yıldızım hangisi acaba?  — Ohoo... Milyonla, milyarla yıldız var, ne bileyim ben.  — Olsun ben birini seçmek istiyorum, sen de seç.  Hoşuma gitti bu.  — Hadi seçelim.  Kenan’a yıldızlardan söz açıyorum.  Okulda öğrendiğim bilgileri bir bir sıralıyorum. Bak şu ters cezve biçiminde olan Küçük Ayı, onun yanındaki Büyük Ayı diyerek ve onun "Hani, hani, hangisi" demelerine aldırmayarak bilgiç bilgiç konuşuyorum.  Kenan henüz okula gitmiyor, seneye inşallah.  Sonunda bir parlak yıldız seçiyor.  "Bu benim yıldızım işte" diyor. Tam Keşiş Dağı’nın tepesine doğru sarkan yıldız. Yerini belliyoruz.  Ben de bir yıldız seçiyorum, saçmalık, ama olsun; o daha çocuk.  Derken bir yıldız kayıyor.  Ardından ışıklı bir iz bırakarak gözden kayboluyor.  Kenan heyecanla:  — Abi bak biri kaydı. Kayıp kayboldu. Yıldızlar nereye gidiyor, böyle?  — Onu bilmiyorum ama!...  — Ama!  — Bir yıldız kayarsa, derler ki o yıldızın sahibi ölmüştür.  — O anda mı?  — Evet.  Kenan üzülüyor, yüzünü bana dönerek:  ...

KÜÇÜK PRENS/Antoine de Saint-Exupéry

  KÜÇÜK PRENS/Antoine de Saint-Exupéry       Küçük Prens (Fransızca Le Petit Prince) Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry'nin en ünlü romanı. 1943'te yayımlanmıştır. Roman New York'ta bir otel odasında yazılmıştır. Kitapta Exupéry'nin çizimleri de bulunur. Basit bir çocuk kitabı gibi görünen ama aslında yaşam, sevgi ve aşk hakkında derin anlamlar içeren KüçükPrens'te bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası anlatılır. Sahra Çölü'ne düşen pilotun Küçük Prens'le karşılaşması ile başlayan kitapta Küçük Prens'in   ağzından Saint-Exupéry, insanların hatalarını ve aptallıklarını, büyüdükleri zaman unuttukları basit çocuk bakışını vurgular. Kitapta Küçük Prens'in yaşadığı asteroidi (B612) bulan bir Türk astronomdur. Hatta bu astronom asteroidi uluslararası bir kongrede anlatır ama fesli kafası ve doğulu giysilerinden dolayı kimse onu dinlemez, ama bir Türk diktatörün kıyafet devrimi yapıp herkesi Avrupalı gibi giyinmeye zorlamasından sonra aynı astronom bu defa modern kıyafetlerle kongreye katılır ve herkes ikna olur. Atatürk'ü bir diktatör olarak tanıtan bu satırlar yüzünden uzun yıllar Türk okuyucusu kitabı sansürlü okudu. Yine bu yüzden kitap, eleştirilere maruz kalabileceği gerekçesiyle 2005 yılında ilköğretim öğrencilerine önerilmek üzere hazırlanmış olan 100 Temel Eser arasından çıkarıldı. Dünya çapında çok okunan ve çok sevilen bu kitabın yazarı Saint Exupéry, kitabı yazdıktan altı yıl sonra Le Petit Prince adl...

Kardelen ve Hercai

Kardelen ve Hercai   Yıllar evvel birbirini çok seven iki çiçek varmış. Bunlardan erkek olan ,sevgilisini o kadar çok seviyormuş ki ; baharda açtıklarında diger çiçeklerden onu kıskanıyormuş. Buna dayanamayan erkek çiçek baharda binlerce çiçegin içinde açmak ve kalabalıgın içinde kaybolmak yerine kışın dondurucu sogugunda açarak canından çok sevdigi sevgilisini daha fazla görmeyi hayal etmiş. Yine bahar gelmiş,bütün çiçekler topragı 7 renge boyamışlar. Erkek çiçek kışın kurdugu hayallerini anlatmış. Dişi çiçek sevgilisinin fikirlerini çok begenmiş, bir daha ki sefere hiçkimsenin açmaya cesaret edemedegi ,kışın dondurucu sogugunda açmak için sözleşmişler. Bahar bitmiş ,yaz geçmiş,kış gelmiş. Sevgilisine kavuşma hayali ile yerinde duramayan erkek çiçek , karın bir yorgan gibi kapladıgı topragı delerek yeryüzüne çıkmış. Bembeyaz karlar içinde o renkleriyle göz kamaştıran sevgilisini aramış. Ama bulamamış . Ümidini yitiren erkek çiçek bir süre sonra üzüntüsünden boynunu egmiş ve sogugun şiddetine daha fazla dayanamamış ve hayatını kaybetmiş. İşte o günden sonra aşkı için kışın dondurucu soguguna bile aldırmadan karların içinde açan çiçege KARDELEN ve ona sadık kalmayıp aldatan sevgiliye HERCAİ adı verilmiş. http://www.facebook.com/Turkce.Gonulluleri ...

Martılar

Martılar   Bundan yüzyıllar önce deniz aşırı, çok güzel bir ülke varmış. Tabi her masalda olduğu gibi bu masalda da o ülkenin bir kralı ve tabii ki bir de prensesi varmış. Prenses dünyalar güzeli bir kızmış. Kralın emri ile her gün prenses dolaşmak için saray muhafızları ile birlikte sarayın dışına çıktığında ona bakmak yasakmış. Halk onun dolaşmaya çıktığı ilan edildiğinde eğilir ve gözlerini kapatır, ya da evlerine kaçışırmış. Onu görmenin bedeli ölümle cezalandırılırmış. Günlerden bir gün yine prenses dolaşmak için çıktığında. Fakir bir köylü delikanlı iradesini yenememiş ve yavaşça başını kaldırıp prensese bakmış ve başını kaldıran fakir delikanlı ile prenses o anda göz göze gelmişler. Tabii ki. Tahmin edeceğiniz gibi fakir delikanlı pensese inanılmaz bir aşkla tutulmuş. Prensesin de o derin bakışlarının boş olmadığını düşün en fakir delikanlı günlerce uyuyamamış ve ölümü bile göze almak pahasına, prensesi bir kere daha görmek için uğraşmış durmuş. Bu arada fakir delikanlıya da tutulan güzel prenses onun zarar görmemesi için günlerce kendini saraya kapatmış. Sonunda dayanamayan fakir delikanlı her şeyi göze alarak gizlice sarayın bahçe duvarına tırmanmış ve prenses ile bir kere daha göz göze gelmişler. Fakir delikanlı hemen duvardan atlamış ve prensesle konuşacağı anda saray muhafızlarına yakalanmış. Kralın karşısına götürülen delikanlı nasıl olsa ölümle cezalandırılacağını bildiğinden krala prensese duyduğu aşkını anlatmış. Kral ölüm emrini vereceği anda prensesin yalvarışlarına dayanamamış ve fakir delikanlıya başka bir ceza vermeyi kabullenmiş. İşte hikayemizde zaten burada başlıyor. Hemen bir gemi hazırlattıran kral gidilebilecek e...

Son Yaprak

Son Yaprak   Ülkenin batisindaki küçük bir mahallenin bir sokaginin neredeyse tamami ressamlardan olusmaktaydi. Bu mahallede, üç katli bodur bir tugla yigininin tepesinde iki kiz arkadasin stüdyolari bulunmaktaydi. Alt katlarinda ise yasli bir ressam otururdu. Günlerden bir gün kiz arkadaslardan biri zatürree hastaligina yakalandi. Genç kiz günden güne eriyordu. Bir gün, arkadasi resim yaparken O da yataginda pencereden disari bakiyor ve sayiyordu... geriye dogru sayiyordu. "Oniki" dedi, biraz sonra da "onbir"; arkasindan "on", sonra "dokuz"; daha sonra, hemen birbiri ardina "sekiz" ve "yedi". Arkadasi merakla disari bakti. Sayilacak ne vardi acaba? Görünürde sadece kasvetli, bombos bir avlu ile alti yedi metre ötedeki tugla evin çiplak duvari vardi. Budakli köklerinden çürümüs, yasli mi yasli bir asma, tugla duvarin yari boyuna kadar tirmanmisti. Dönüp arkadasina "Neyin var?" diye sordu. Hasta kiz fisilti halinde "alti" dedi. "Artik hizla düsüyorlar. Üç gün önce neredeyse yüz tane vardi. Saymaktan basima agri giriyordu. Ama simdi kolaylasti. Iste biri daha gitti. Topu topu bes tane kaldi simdi." "Bes tane ne?" diye sordu arkadasi. "Yapraklar, asmanin yapraklari. Sonuncusu da düsünce, ben de mutlaka gidecegim. Hissediyorum bunu." Arkadasi ona saçmalamamasini söyleyip içmesi için çorba götürdü. Fakat O; "Iste bir tanesi daha gidiyor. Hayir çorba filan istemiyorum. Bununla geriye dört tane kaldi. Hava kararmadan sonuncusunun da düstügünü görmek istiyorum. Ondan sonra ben de gidecegim." diyerek cevap verdi. Genç ki...