Yönlendiriliyorsunuz!

Yeni güncemize yönlendiriliyorsunuz. Arama kısmından istediğiniz gönderiye ulaşabilirsiniz

>

Divan-ı Lügati't Türk'te Geçen Sözcükler

Anasayfa » Yrd.Doç.Dr.Sezai BALCI DİVAN-I LÜGATİ’T-TÜRK’TE GEÇEN KULLANILAN KELİMELER Yrd.Doç.Dr.Sezai BALCI E-Posta : balcisezai@facebook.com   Kaşgarlı Mahmut en eski Türk dili araştırmacısıdır. Türk dilinin ilk sözlüğünü yazmış ve dilbilgisi kurallarını ortaya koymuştur.   Eser Türkler tarafından yazılan ilk kitaptı. Aynı zamanda bu eserde Türk töre ve geleneklerine, Türk şiirine, atasözlerine Türk felsefesi ve dünya görüşüne, spordan yemek adlarına yemek tarifleri gibi Türklüğe ait günlük hayatta akla gelebilecek hemen her konuda bilgiler mevcuttur.. Bu yazımızda Kaşgarlı Mahmut tarafından 1072-1073 yıllarında yani günümüzden yaklaşık 936 sene önce yazılan Divan-ı Lügati’t- Türk adlı eserde geçen ve bugün ilçemiz ve yöremizde kullanılan kelimeleri inceleyeceğiz. Burada seçtiğimiz kelimeler bugün artık edebiyat dilinden kalkmaya yüz tutmuş olup sadece derleme ve tarama sözlüklerinde yer alan kelimelerdir. Dilimizde kullanılan bu kelimeler en az 1000 yıldır milletimizin dilinde olan kelimelerdir.   Şimdi bu kelimelere bakınca hemşehrilerimiz yaklaşık 1000 yıl önce konuşulan dilin bugün konuştuğumuz dille hemen hemen aynı olduklarını anlayacaklardır. Ayrıca bu kelimelerin varlığı günümüzde çok yükselen etnik ve bölücü milliyetçiliğe karşı bölgemizin Türklüğünü ispatlayan tarihi ve edebi belgelerdir. Aşağıda verilecek olan kelimeler Divan-ı Lügati’t-Türk adlı eserin 1939 yılında Besim Atalay tarafından yapılan 4 ciltlik çevirisinden alınmıştır. Biz burada kelimeleri Kaşgarlı Mahmut’un kullandığı şekilde ele alıyor ve b...

Aprinçur Tigin

  Aprinçur Tigin   Atsız’ın makalesinde,  ilk yazılı olarak bilinen Türk şairinin Çuçu isimli bir zat olduğu iddiasını  araştırırken ,rastladım saygıdeğer şehzademize. Atsız iddiasını Kaşgarlı Mahmut’a dayandırmaktadır fakat Kaşgarlı Mahmud verdiği şiir örneklerinin sahibini söylemediğinden, hangi şiir Çuçu’ya ait bilememekteyiz ve bu bizleri şiirleriyle birlikte bilinen   Uygur Devletinde yaşamış başka bir şaire götürmektedir. Yani bilinen ilk Türk şairi şiirleriyle birlikte Aprin çur Tigin’dir!! Aprinçur, ismi  Gökte yanan yani güne  eş  anlamında iken Tigin ismi hükümdar çocuklarına verilen bir ünvandı. Yani  şairimiz bir şehzade olup, taşa kazıdığı duygularıyla ilk olma özelliğini de elinde bulundurmaktadır. O da sevmiş, aşık olmuş, tanrıya münacatlarda bulunmuştur. Tüm beşeriyetin hemhal  olduğu  bu hallerde onu farklı kılan ,bu durumları taşlara kazımasıydı. Yani ataların dediği gibi oldu; söz uçtu, yazı kaldı, Aprinçur Tigin tarihten bize miras kaldı!   Tarih kitaplarında sıkça belirtildiği üzere Uygurlar ilk yerleşik hayata geçen Türk devletiydi ve bu kabul ettikleri mani dininin bir sonucuydu. Yerleşik hayat beraberinde kültürel gelişmeyi ,kağıdı,18 harfli bir Uygur alfabesini ve güçlü dinsel bir atmosferi de beraberinde getirmişti. İşte bu ortamda  duygularını taşa döken kişi Aprinçur Tigin oldu. Kalkan adlı ilahisinde tanrılarına yakarıyordu ve diyordu ki  ‘Kalkan’ ında; kut ver ey tanrı! Kalkan İki türlü at oldu bu tilde yürür: İki türlü ad bu dilde yürür;  ...

Yenisey Yazıtları

  Uygurlara ait metinler, üslûp ve hikâye ediş bakımından Gök­türk Yazıtlarına benzer. Ancak Kül Tigin ve Bilge Kağan Anıtı'ndaki yüksek heyecan, millî şuur ve lirizm Uygurlara ait yazıtlar­da yoktur.   Yenisey yazıtlarından hiçbirinin dikiliş tarihi belli değildir. Taşlar­daki yazının Göktürk Yazıtlarındaki kadar gelişmemiş oluşu; bazı araştırıcıları, Yenisey Yazıtlarının daha eski olduğu fikrine götürmüştür.   Uygur yazıtları çoğunlukla mezar taşı olarak dikilmiştir.   Bu taşların bazıları birkaç kelimelik, çoğu 5-10 satırlıktır. İçlerin­de 10 satırı geçenleri de vardır. Yenisey bengü taşları sade ve abartısız bir dille yazılmıştır. Çoğunlukla yazıt sahibinin kendi ağzından kısa özgeçmişi ve aile bireylerine, akrabalarına, arka­daşlarına, hükümdarına, ülkesine ve milletine doyamadan bu dünyadan ayrıldığını anlattığı yazıtlarda oldukça içten bir söy­leyiş vardır. Uygurlara ait yazıtlardan ilki, Uygurların ikinci hükümdarı Moyuncur adına dikilmiştir. Moğolistan'ın Sine Usu gölü civarında bulunan yazıt, Kutlug Bilge Kül ve Moyunçur devirlerinden bah­setmektedir. Bu kitabe de dil ve yazı bakımından Göktürk Yazıtları'na benzemektedir.   Uygurların ikinci devresinde ortaya konan eserlerde, önemli değişiklikler görülür. Her şeyden önce Göktürk yazısı bırakıl­mış, Soğd alfabesiyle eserler verilmiştir. Bunun sebebi dindir. Manihaizm'in kabulüyle Maniheist olan Soğdların yazısı alın­mış, fakat Göktürk yazısı az da olsa kullanılmıştır. İkinci bir se­bep, 840 yılından sonra Uygurlar, yerleşik bir medeniyete geç­mişlerdir. Bu dönemde dile yabancı kelimeler girmiş ve dil ya&s...

İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı

  Türk dilinin ortaya çıkış tarihi kesin olarak bilinememektedir. Türkçenin. bilinen yazılı metinlerinden önceki dönemleri "karanlık dönem" olarak kabul edilmektedir.   Türkçenin yazılı ürünlerle takip edilebilen VII. yüzyıldan XIII. yüzyıla kadar olan dönemine "Eski Türkçe' denir. Türkçe yaklaşık altı asır boyunca; ses, biçim ve söz varlığı bakımından son derece durudur, dönem Türkcesinin özellikleri Göktürk, Uygur ve Karahanlı metinlerinde görülmektedir (Göktürk Metinle Bilge Kağan Yazıtı, Kültigin Yazıtı. Tonyukuk Yazıtı; Uygur Metinleri: Altun Yaruk. Sekiz Yükmek. Irk Bitig;Karahanlı Metinleri: Kutadgu Bilig, Divanü Lûgat-it-Türk, Atebetü'l Hakayık, Divan-ı Hikmet). Türkler, XI. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu'ya göç etmeye başlamışlardır. Bu göçler sonucunda Türkler XIII. yüzyılda batıda Anadolu'ya, kuzeyde Karadeniz'in kuzeyi ve batısına kadar yayılmışlardır. Yerleştikleri bölge halkının ağzı ile eserler yazmalar, sonucu Türkçe çeşitlenmiştir. Türkçe, yayıldığı bölgelere göre_Kuzey-Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesi olmak üzere iki kola ayrılmıştır. Kuzey-Doğu Türkçesi, Eski Türkçenin bir devamı olarak XIII ve XIV. yüzyıllarda Orta Asya ile Hazar Denizi'nin kuzeyindeki Türkler arasında kullanılmıştır. Kuzey-Doğu Türkçesi XV. yüzyılda Kuzey Türkçesi ve Doğu Türkçesi olmak üzere iki kol hâlinde gelişmesini sürdürmüştür. Farklı kollarda gelişen Türkçenin özelliklerini o dönemlerde yazılan Kıpçak Türkçesi Metinleri (Husrev ü Şirin, Güli...