Yönlendiriliyorsunuz!

Yeni güncemize yönlendiriliyorsunuz. Arama kısmından istediğiniz gönderiye ulaşabilirsiniz

>

Dilimiz Kimliğimizdir/ Şükrü ÜNALAN

 

Dilimiz Kimliğimizdir/ Şükrü ÜNALAN
 
 
 

Milletler ve toplumlar arasındaki karşılıklı ilişkiler ve kültür alış verişleri, tarih boyunca çeşitli alanlarda kelime alış verişlerine de yol açmıştır. Bunun örneklerini değişik oranlarda hemen her dilde görmek mümkündür. Bir dile bu yolla giren yabancı kelime ve ekler, ya o dilde beliren bazı kavram ve şekil boşluklarını doldurma amacına dayanmaktadır yahut da zaman zaman görüldüğü üzere, yabancı kelimelere karşı duyulan moda hâline gelmiş hayranlık ve dolayısıyla bir tür taklitçilik eğiliminden kaynaklanmaktadır. Hayranlık ve taklitçilik eğilimini doğuran etkenler de çeşitlidir. 

Dil bir toplumu millet yapan en önemli unsurlardan biridir. Bugün dil birliği bulunmayan ülkelerin ne durumda olduklarını görüyoruz. Kültür emperyalizminde birinci hedef dildir. Dili imha edilerek sömürülen ve yıkılan çok sayıda devlet vardır. Batıya yöneldiğimiz Tanzimat döneminden başlayarak, edebî ilişkilerimiz öncülüğünde, dilimize, Fransızca başta olmak üzere Batı dillerinden çeşitli kelime ve ekler girmeye başlamıştır. Ülkemizde teknik alanlardaki gelişmelerin ortaya çıkardığı yeni ihtiyaçlar dolayısıyla hayatımıza giren yabancı kelime ve terimler, bu kavramları karşılayacak Türkçelerinin bulunmaması yüzünden, olduğu gibi dilimize aktarılmış ve bir süre sonra da alışkanlık kazanarak yerleşmeye başlamıştır. Osmanlıcayı Arapça, Farsça kelimelerin yoğunluğu nedeniyle eleştirenlerin dilinde Türkçe kelimelerden çok Fransızca, İngilizce, Almanca kelimeler var. Alev Alatlı’nın dediği gibi eskiden halk, üç kelimesinden ikisi Farsça ya da Arapça olan ‘aydınları’ anlamıyordu; şimdi de üç kelimesinden ikisi Fransızca ya da İngilizce olan ‘aydınları’ anlamıyor. Yabancı kelime kullanma tutkusu, her geçen gün Türkçemizi daha da bozmaktadır. Artık kol saatlerine TV reklâmlarında ‘watch’ deniliyor. Bir dilden öbür dile çeviri yapan alete ‘translator’, çamaşır makinelerimize ‘full otomatik’ diyoruz. Çay evlerimizde ‘five o’clock tea’ bulunduğu duyuruluyor. Bir çay evimiz daha da ileri gitmiş, ‘günün her saatinde five o’clock tea’ bulundurduklarını müşterilerine duyurmuş. Resm-i kabul yerine resepsiyon, beyanat, demeç veya açıklama yerine deklarasyon, isimsiz veya markasız yerine noneym (no name), taklitçi veya mukallit yerine imitatör, gerçekleştirmek yerine realize etmek, gözden geçirme, elden geçirme veya bakım yerine revizyon, affedersiniz, kusura bakmayın, özür dilerim yerine pardon, tatbikî, amelî veya uygulamalı yerine demonstratif, devamlı, durmadan veya sürekli yerine non-stop, nakliye veya taşıma yerine transport, yekûn veya toplam yerine total, yumuşak yerine soft kelimelerinin kullanılması bir ihtiyaçtan kaynaklanmamaktadır. Bin yıllık ‘bakkal’ı doğulu olduğu için kovduk, batılı ‘market’ geldi. Süpermarket, ondan baskın çıktı. Süpermarketler son zamanlarda yerini, hipermarketlere ve grosmarketlere bıraktı. Bakalım bunlar ne kadar dayanacak! ‘Coiffeur’u ‘berber’e tercih etmek için bahanemiz nedir? Yüzlerce yıllık kıdeme sahip ‘idareci’ kelimesini ‘manager’le değiştirmeyi, sömürge ruhundan başka nasıl izah edebiliriz? Artık gündelik konuşma dilindeki ‘inşallah’ kelimesi yerine ‘umarım’ kullanılmakta. Bir dileği, bir temenniyi ‘inşallah’ diyerek Allah’a havale etmekle ummak arasındaki büyük farkı görebiliyor musunuz? Yani, bu teşekkürün asıl merciî, muhatabı Allah’tır, bütün şükür ve senâ O’nadır, demek istenirdi bu sözle. 

Eskiler, bir iyilik karşısında kendilerine ‘teşekkür’ edildiği zaman ‘estağfurullah’ diye cevap verirlerdi. Bu sözle hem Allah'ın yüce kudreti karşısında bir nevi ‘hakkı teslim’ hem de yüksek bir tevazu örneği idi bu cevap. Şimdi onun yerini ‘Bir şey değil’ şeklinde son derece çirkin, kaba ve saygısız bir söz aldı. ‘Bir şey değil...’ Yani, “ben daha nelere kadirim, bu da bir şey mi?” gibi bir haddini bilmezlik timsali... 

Bizim kültürümüzde ayrılırken birbirimize dua etmek çok önemli bir inanç ve kültür sözüdür. Biz, ayrılırken birbirimize, duruma göre ‘Allah’a emanet ol’, ‘Hoşça kal’, ‘Esen kal’, ‘sağlıcakla kal’, ‘görüşmek dileğiyle’… gibi kalıp sözlerle uğurlarız. Şimdi yabancı dizilerdeki bozuk Türkçenin ve bütün bu dualarımızı ortadan kaldıran bir söz takıldı dilimize: Görüşürüz! Beni tehdit mi ediyorsun, diyesim geliyor, bu sözü birinden duyduğumda. Çünkü dilimizde, ‘Görüşürüz’ sözü, ‘Seninle hesaplaşırız’ anlamında kullanılır. Nereden biliyorsun görüşeceğini? İnşallah nerede kaldı? Kapıdan sağ salim çıkacağına garantin var mı? 

“Yarın için bir iş yapacağını söylerken inşallah demeyi unutma, diye bir ayet var. Gelecekle ilgili bir söz arasında inşallah demek, bu ayete göre şekillenmiş bir hayatın söze yansımasıdır. Dilimiz kimliğimizdir. Dilimizin yozlaşmasına göz yumanlar, önayak olanlar ya da öncü olanlar bilinçsiz iseler büyük bir sorumsuzluk, bilinçli iseler büyük bir ihanet içerisindedirler. 

 



comments powered by Disqus